We have 112 guests online
Banner
Biz doğayı, çocuklardan emanet aldık 23 Nisan 2012
doga cocuk
 Çocuklar,

Sizden emanet aldığımız doğayı korumak ve
sizler için, doğayla uyumlu bir yaşamı
yaratmak için çalışıyoruz.

Temiz bir doğa,
Barış dolu bir yaşam dileğiyle...

DOĞADER
Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği

 
Adaleti Arıyoruz! DOĞADER'in destek verdiği Başköylülerden Suç Duyurusu 19 Nisan 2013

baskoy_eylem1_20130419

Kapitalist DOĞADA HİÇBİR CANLIYA YAŞAM HAKKI TANIMADIĞI, giderek yüzsüzleşerek saldırganlaştığı, TALANA DÖNÜŞTÜRDÜĞÜ bir dönemden geçiyoruz.

DOĞADER olarak, BAŞKÖY Köylüleriyle birlikte eylemdeydik.

Mahkemenin verdiği Yürütmeyi Durdurma Kararına rağmen, Yüce ve Özgüntaş adlı mermer şirketlerinin çalışmalarını sürdürmesine devlet yetkilileri tarafından göz yummuştur.

Devletin yetkili organları, bu kadarla da kalmayıp, şirketlere yeni ruhsat vererek mahkeme kararlarını geçersiz duruma düşürmüştür.

Adaletin oluşmasına engel olan devlet yetkililerine karşı, suç duyurusu dilekçesi 19 Nisan 2013 günü Bursa Adliyesi'ne verilmiş, basın aracılığıyla kamuoyu ile paylaşılmıştır.

SUYUMUZ İÇİN ADALET..! arıyoruz
KAPTALİZM KİRLETİR..
DOĞADER

baskoy_eylem3_20130419

baskoy_eylem2_20130419

 
Basın Açıklaması: GDO’lu pirincin bedelini kim ödeyecek? - GDOHP - 18 Nisan 2013

ba_princ_gdohp_20130419

DOĞADER'in etkin üyesi olduğu GDO'ya Hayır Platformu, 2013 Nisan ayı başında ortaya çıkan GDO'lu prinç haberlerine karşı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker'in tutarsız açıklamaları ve gereğini yapmaması nedeniyle bir basın açıklaması yaptı. GDOHP Bursa Bileşenleri, BAOB Yerleşkesinde düzenlediği basın açıklamasını GDOHP kurucularından olan Ekoder Başkanı Yük. Ziraat Müh. Arca Atay okudu. Basın açıklamasına DOĞADER adına Abdullah Güçlümen ve Murat Demir katıldı.

DOĞADER

GDO’lu pirincin bedelini kim ödeyecek?
Üretici mi, tüketici mi, ithalatçı mı, yoksa bakanlık mı?

18 Nisan 2013

Nisan ayı başında, basında yer alan "Mersin’de GDO’lu pirinç yakalandı" haberleri ülkemizdeki GDO tartışmalarını yeniden başlattı. Ülkemize giren tarım ürünlerinin GDO'lu olup olmadığını kontrol ile yükümlü olan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın rutin kontrolünde değil de Emniyet güçlerinin inisiyatifinde gerçekleştirilen ve GDO'lu olduğu saptanan pirinçler, kurumlar arasındaki bir rekabeti de gündeme getirdi. Bakan Mehdi Eker, konuya ve krize hiç de hakim olmadığını gösteren beyanlarda bulundu.

Önce bunun aynı gemi yada konteyner ile taşınan GDO'lu soya yada mısırdan bulaşmış olabileceğini öne süren yetkililer daha sonra yaptıkları açıklamalarda dünyada GDO'lu pirinç üretimi olmadığını, daha sonra da GDO'nun çeltik kavuzunda olup içindeki pirinçte bulunmadığını iddia ettiler. Yani bu süreçte Bakanlık, emniyet güçlerinin laboratuvarlarda yaptırdıkları ve GDO'lu olduklarını söyledikleri pirincin GDO'lu olduğunu itiraf etmekten her nedense hep kaçındı. Hatta Bakan Eker bu pirinci gönül rahatlığı ile tüketin bunda GDO yoktur beyanında bulundu. Halbuki sorumlu bir bakanın gönül rahatlığı ile tüketmeyi önerdiği pirinç, bu ülke topraklarında yetişen pirinç olmalıydı, yoksa ithal edilen ve GDO'lu olduğu saptanan pirinç değil.

Öncelikle dünyada ticari olarak tescil edilmiş GDO’lu pirinç üretimi olmadığını belirtmek gerekir. Ancak bu, dünyada GDO’lu pirinç üretilmediği anlamına gelmez. Bunun somut örnekleri şunlardır:

Read more...
 
Türkiye'nin Yarısı Maden Şirketlerine Devredildi!

maden_doga

Sayfalar dolusu ÇED (Çevre Etki Değerlendirme) raporları hazırladılar. Çevreye, insana, doğaya hiç bir zarar gelmeyeceğini yazdılar. Yalandı, söyledikleri. Çevreciler, "binlerce ağaç keserek çıkardığınız madenini en zehirli madde olan siyanürle işliyorsunuz, bunun mutlaka bir zarar olacaktır." dediler. Dinlemedi şirket. Dinlemedi, yöneticiler. Dinlemedi, Belediye. Dinlemedi Hükümet. On binlerce maden arama izni daha verdiler.

2004 değişti Maden Kanunu. 1923'ten 2004'e kadar geçen 81 yılda 1.500 maden ruhsatı verilmişti. 2004 yılından günümüze kadar geçen 9 yılda ise maden ruhsatı sayısı 45.000'e ulaştı. Maden arama ruhsatı sayısısındaki 3.000 kat artışın Türkiye yüzölçümünün yarısıdan fazla alana karşılık geldiği hesaplanıyor.

Bunun anlamı şudur. Türkiyenin yarısı, maden şirketlerine devredilmiştir. Devredilen bu alanların üzerinde orman olsun, dere olsun farketmez. Değiştirilen Maden Kanunu, koruma altındaki ormanlar ve sulak alanlarda maden aramalarına izin vermişti.

Daha önce yaşnan onlarca benzer olay gibi Kazdağları'ndaki Karaköy ile birlikte 25 köyün içme suyu olarak ta kullanılan dereye siyanürlü atıklar karıştı. Köylüler çaresiz.

Mutlaka birgün olacaktı. O şirket maden çıkartma işini tamamlayıp oradan gitse bile, köylüler zehirli atık dolu madenle çok uzun yıllar boyu başbaşa kalcaklar. Sel ve deprem riski ile boşalacak atıklar, köylülerin yaşam alanlarını tümüyle yok edebilir.

Köy muhtarı, "Hiç bir zararı olmayacak" diye buraya kurdular diyor. Binlerce ÇED dosyası aynı yalan söyleniyor. Vatandaşı bir damla suya muhtaç bırakcak politikaları benimseyenler, bu sıkıntıları görmezden gelip yaptıkları göz boyayıcı işlerle öğünüyorlar.

Halkın mahkemeler aracılığıyla kanunları kullanarak yapılacak talanı durdurma çabalarına karşı, yeni kanunlar, yasa değişiklikleri ile dava açma nedenlerini ortadan kaldıran iktidar partisi AKP, yaşam alanlarını yok eden bu talanın hesabını mutlaka vermelidir.

Tüm zorluklara karşı yılmadan yaşam alanlarını koruma mücadelesi yürüten DOĞADER gibi dernek ve yerel oluşumlar, ikinci bir kurtuluş savaşı veriyorlar. Vatan dedikleri yüzyıllardır üzerinde yaşadıkları toprakları düşmena, hayına vermemek için daha yüzyıllarca bu topraklarda yaşamak için veriliyor bu mücadele. Bu mücadele herkese açık. Herkes mücadelede kendine bir yer bulabilir.

DOĞADER

Köy suyuna 'altın' karıştı
1 Nisan 2013 - Kaz Dağları’nda altın arayan bir maden şirketinin sondaj borularından sızan atıkların içme suyuna karıştığı iddiası köylüleri tedirgin etti. Suç duyurusu üzerine dereden numuneler alındı.

Kazdağları ölüyor
5 Eylül 2012 - Kazdağları’nda yenileri açılan maden ocakları bölgenin kabusu oldu. Bayramiç'e bağlı Muratlar, Karaköy ve Kuşçayır köylerinde altın ve gümüş madeni aranırken 11 maden ocağı için daha başvuruda bulunuldu.


 
Yeni Petrol Kanunu, Milli Parklarımızı Yok Edecek!

petrol dunyaYeni Petrol Kanunu Tasarısı, Milli Parklara göz dikti. Dünyada %6, Avrupa'da %11,5 olan koruma altındaki doğal alanlar, Türkiye Milli Parkları göz önünde bulundurulduğunda %1,06 düzeyinde kalıyor.

Dünya ortalamasının altıda biri  oranında olduğu halde gereken biçimde korunmayan Milli Parklarımız, yeni kanunlarla tümüyle yok edilmeye çalışılıyor. Milli Parkları ortadan kaldıran Tabiatı ve Biyo Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı gibi Yeni Petrol Kanunu da, barındırdığı ender doğal varlıklar nedeniyle insan etkinliklerinin sınırlandırılarak kendi doğallığına bırakılması gereken Milli Parklarımıza ve ormanlarımıza zarar verecek uygulamalara zemin hazırlıyor. Petrol Kanun Tasarısı yasalaşırsa, Milli Parklarda petrol arama ve işletesi yapılabilecek.

Kapitalizm ve onun günümüzdeki taşeronları siyasi iktidar ve yandaşları, doğayı metalaştırarak şirketlerin hizmetine sunmaktan çekinmiyor. Doğadaki sürekliliği ve doğal destek sitemlerini ortadan kaldıran bu uygulamalar geleceğimizi tehdit eden boyuta varmış durumdadır. DOĞADER, bu güne kadar olduğu gibi bu günden sonra da yaşam alanlarına zarar veren her türlü uygulamaya karşı mücadelesini sürdürecektir.

 DOĞADER

 Yeni Petrol Kanunu Tasarısı'na sert tepki

 28 Mart 2013 - Türk Petrol Kanunu Tasarısı dört meslek odası ile işçi sendikasını bir araya getirdi. Enerji Komisyonunda kabul edilen tasarının 'milli menfaatlere' aykırı olduğunu ileri süren oda ve sendika yöneticileri, ormanların yanı sıra milli parkların da petrol arama ve üretimine açılacağını, şirketlerin vergi oranının 15 puan indirilerek devletin gelir kaybına uğratılacağını ve milli şirket TPAO'nun özelleştirilmesinin önünün açılacağını vurguladılar.

 http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/22918729.asp?mnID=22918729

 
Su Sempozyumunda, Su Derdi Olan Başköylülere Polis Barikatı

224708_2975874212389_1820961147_n

22 Mart 2013 Cuma günü Bursa'da düzenlenen Su Sempozyumuna gerçek derdi olanlar alınmadı.

Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen "Su Sempozyumu" Başköylüler tarafından protesto edildi. Mermer ocakları tarafından suları içilmeyecek düzeyde kirletilen köylü, Su Sempozyumuna katılıp dertlerini kamuoyu ile paylaşmak istedi, fakat içeri alınmadılar.

DOĞADER, "Su Sempozyumu" için gelen daveti red etti ve su mücadelesi veren Başköylülerin yanında su ve yaşam mücadelesine destek verdi.

Sorunun kaynağını görmeyen yetkilileri bir kez daha kınıyoruz. Başköylülerin görmezden gelinen bu sürecini bir an önce çözüme kavuşturulması için yetkilileri göreve davet ediyoruz.

Su Sempozyumu adı altında, suyun ticarileşmesine zemin hazırlandı. Daha çok fuar alanına benzeyen Sempozyumda, içme suyunu metalaştırarak ulaşılmaz duruma getiren ambalajlı su üreticileri, yaşam alanlarını talan eden HES şirketleri ve bu su baronlarına ihtiyaçlarını karşılayan tedarikçilerin kuşatması altındaydı.

Başköy'e olan desteğimiz suları temizlenene kadar devam edecektir. Biz DOĞADER olarak çok iyi biliyoruz ki, Başköylüler kadını, erkeğiyle mücadeleye devam ettikçe onları görmezden gelen gözler görmek, işitmek istemeyen kulaklar işitmek zorunda kalacaktır.

DOĞADER

 
Tü-ket-me-ye-cek-sin

Basına ve Kamuoyuna; 

TÜKETMEYECEKSİN

yagmalanmis_dunyaBugün 15 Mart Dünya Tüketiciler Günü. Bugün tüketicilerin sorunları konuşulacak. Ancak biz DOĞADER olarak bugün bunlardan söz etmeyeceğiz.

Konumuz "Tüketim" yani "Çevre Sorunları" Ne ilgisi var demeyin. Düşünemediğiniz kadar çok ilgisi var. Hepimizi az çok etkileyen bir hastalıktan bahsedeceğiz bugün. Beklide kendimiz için yaptığımız en iyi şey olarak hissettiğimiz, tüketim'den bahsedeceğiz.

  Sözümüz, maaşıyla, kıt kanaat geçinenlere değil elbette. Evinde birden çok televizyonu olan, her gün özel arabasıyla işine giden, market arabasını tıka basa gereksiz şeyleler dolduran, gardırobu ağzına kadar dolu, satın alma işini bir gereksinimden çok, zevk için yapanlara sözümüz. 

 "Tüketim toplumunda yaşıyoruz. Buna, tüketim çılgınlığı desek daha doğru olacak. Gelirimizle orantılı bir şeyler satın alıp, en iyi şekilde yaşamımızı sürdürme çabası içindeyiz. Tüketmek bizi mutlu ediyor. Her geçen yıl tüketimiz artıyor, katlanıyor. Bu çılgınlık içinde, maaşlarını olduğu gibi kredi kartı borcuna yatıranlar var artık aramızda. Kredi kartına borçlanmak yetmedi, taksitlendirmeler, borç ertelemelerle tüketim daha cazip duruma getiriliyor. Bir yıllık maaşını şimdiden taksitlendirerek harcayabiliyor bazı tüketim çılgınları. Bunların hepsi tek bir şey için, Tüketim…

Çevre Sorunlarının ya da Küresel Isınmanın temel nedeninin, tüketim çılgınlığı olduğunu kaç kişi söyleyebiliyor, bir düşünün? Dahası bunun bir sistem sorunu olduğunu, bizleri daha çok tüketime yönlendirmek için reklamlarla kuşatıldığımızı, tüketimimizin yıllar içinde katlanarak arttığını, bu artışın aşırı doğal kaynak tüketiminin yanında, çevre kirliliği ve küresel ısınmayı sürekli arttırdığının ne kadar farkındayız acaba?

Read more...
 
«StartPrev12345678910NextEnd»

Page 3 of 61