| Su Baronları |
|
|
SUYUN ÖZELLEŞTİRİLMESİKudret UlusoyBu gün dünyadaki kullanılabilir suyun sadece %5’i çok ululu şirketlerin pazarı durumunda olup mali boyutu yaklaşık 1 trilyon dolar civarındadır. Dünyadaki su özelleştirmelerinin üçte ikisini elinde bulunduran iki Fransız çokuluslusu Suez ve Vivendi dünya su piyasasına hâkimdir. Diğer büyük şirketler olan Saur, Thames, Anglian, IWL ise çok küçük kalmaktadırlar. Bu gün dünyadaki su sektörüne; 100 ülkede faaliyet gösteren Vivendi- Generale Des Eaux ile, 130 ülkede faaliyet gösteren Suez- Lyonnaisse Des Eaux isimle çok uluslu iki dev şirketi ile bunların alt grupları hâkimdir. Her biri en az 110 milyondan fazla insana hizmet götüren bu şirketler, bu sektördeki pazarın yaklaşık % 70’ini ellerinde bulundurmaktadırlar.
Dünya su pazarı yukarıdaki iki çokuluslu şirketin tekelinde olup; Tekelleşme süreci, özellikle bir dizi ABD şirketinin yakın zamanda satın alınmasıyla devam etmektedir. İki şirket birbirleri karşısında rekabet etmek yerine su imtiyazının kârlarını paylaşabilmek için birçok şehir ve bölgede ortak yavru şirketler kurmaları üzerine dünya su tekelini elinde bulunduran çokuluslular arasındaki söz konusu işbirliği nedeniyle Suez ve Vivendi Fransa’daki Anti-Rekabetçi davranışı için uyarılmışlardır. Zira 11 Temmuz 2002’de Fransız Rekabet Konseyi (Conseil la Concurrence) Suez ve Vivendi’nin özel suyun %85’ini kontrol ettikleri Fransa’da pazar hâkimiyetlerini kötüye kullandıklarına karar vermiştir. Su savaşları bir yandan insanlığa yönelik sürdürülen bir savaş, diğer yandan da tekeller arasındaki savaş olarak karşımıza çıkmaktadır. Birde sınır aşan ve sınır oluşturan sular nedeniyle ülkeler arasında olası savaşlar göz önüne alındığında su sorunu daha da karmaşık bir hale gelmektedir. Son yıllarda ülkemizin akarsuları başta olmak üzere özellikle belediyelere ait su şirketlerinin özelleştirilmesi girişimleri yukarıdaki çokuluslu şirketlerin girişiminden başka bir şey değildir. Hatta şirketlerin özelleştirilmesi yerine doğrudan suyun kaynağının yani akarsu ve havzalarının özelleştirilmesi beraberinde başka sorunları ve maliyetleri de getirecektir. Akarsu üzerindeki sulama, enerji, içme amacıyla kullanılan tüm su potansiyelinde söz sahibi olacaklardır. Bu da su faturası, elektrik faturası, sulama faturası yani petrole nasıl zam yapıldıktan sonra iğneye-ipliğe zam gelecekse akarsular özelleştikten sonra da su ile ilgili her şeye zam gelecek demektir. Petrolsüz yapabiliriz, ancak susuz yapmamız mümkün değildir. Fırat ve Dicle’nin anılan şirketlerce alınıp kontrolü ele geçirildikten sonra olacakları düşünmek dahi insanı dehşete düşürmektedir. AB ve diğer uluslararası örgütlerin sınıraşan sulara ilişkin hukuku düzenlerken Türkiye’nin söz hakkını alıp uluslararası bir komisyona verme çabaları bu özelleştirmelerin alt yapısını oluşturmaktan, ileride sorun çıktığında uluslararası mahkemelere ya da hakemlere götürme çabalarından başka bir şey değildir. Bu gün bir taraftan kuraklıkla mücadele etmekteyiz. Bir taraftan da aç kurtlar gibi sularımıza saldıran özelleştirmeci çok uluslu şirketlere karşı mücadele etmekteyiz.
|


