| Burjuvaziye cennet, biz emekçilere cehennem dayatılıyor |
|
|
|
Yusuf Gürsucu Kocaeli Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı tarafından, Dilovası ve Kandıra’da hamile kadınlar üzerinde yapılan bir araştırmada, Dilovası’nda yaşayan hamile kadınların sütlerinde ağır metallere rastlandığı ve bu annelerden olma çocukların kansere yakalanma riskinin çok yüksek olacağı açıklandı. Kocaeli Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı tarafından, Dilovası ve Kandıra’da hamile kadınlar üzerinde yapılan bir araştırmada, Dilovası’nda yaşayan hamile kadınların sütlerinde ağır metallere rastlandığı ve bu annelerden olma çocukların kansere yakalanma riskinin çok yüksek olacağı açıklandı. 2004 yılında yapılan bir başka araştırmada da Dilovası’nda ölen her 100 kişiden 33’ünün genç yaşta, kanser nedeniyle öldüğü tespiti yapılmıştı, bir çalışma da yalnızca bölgedeki sanayi tesislerinde çalışan işçiler üzerinde yapılsa bu oranın en az iki katı bir oran çıkacağını düşünüyoruz. Dilovası dünya ortalamasından 30 kat daha fazla kanser vakasına rastlanılan ilçe olarak adeta kederine terk edilmiş durumdadır. Kocaeli’de şuan 13 organize sanayi bölgesi mevcut ve yeni O.S.B.’ler yaratılmaya çalışılıyor. K.Ü. Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu Dilovası’nın cehenneme, Kandıra’nın ise cennete benzediğini ifade etmiş. Cennete benzetilen Kandıra’nın da cehenneme döneceği günler maalesef çok uzak değil. Türkiye’nin ilk Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi(Kandıra GİOSB) bu ilçeye kuruluyor. Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün bu sanayi bölgesine çok önem verdiklerini övünerek anlatıyor. Bursa’nın İznik Gölü kıyısında yasa dışı olarak kurulan ve varlığını AKP’nin takiye yasaları ile sürdüren Cargill firmasının, benzer gerekçelerle tarım alanlarımızın tam ortasında çalışmasına izin veriliyor. İzin gerekçesi AKP’ce çıkarılan gece yarısı yasası ile tarımsal sanayinin tarım alanlarına kurulabilmesini sağladığı yasaya dayanmakta. Cargill’in bölgeye verdiği zararları sürekli izliyoruz. Her gün 6 bin ton su kullanan ve atıklarını sözde kurdukları arıtma tesislerinden geçirerek, Gemlik Körfezi’ne akan dereye salmakta. Gemlik Körfezi’nde deniz dibi kirliliğinin hızlanarak artmasına ve birçok canlı türünün yaşam alanlarının yok olmasına neden olmakta. Çevrede bulunan bir çok köyün sularının hızla çekilmesine neden olduğu ve geçmişte 5-10 metreden çekilen yer altı suları şuan 150 metrelere kadar gerilediği yörede yaşayan köylülerin şikayetleri arasında. Bir de bu fabrika bölgeye kurulurken köylülerin desteğini alabilmek adına, köy gençlerinin hepsinin işe alınacağı vaatlerinin yalan olduğu çoktan açığa çıktı. Kuruluşunun hemen ilk yılında işe alınan tüm yöre gençleri işten çıkarıldılar. Şu an fabrikada çalışan hiçbir köylü bulunmamakta. Bölge hızla kuraklaşıp İznik Gölü havzası kirlenirken, fabrikada da GDO’lu ithal mısırların kullanılıyor. GDO’lu mısırlarla elde edilen şeker şurubu sayesinde ülkemiz şeker piyasasının tamamını ele geçiren şirket, şeker fabrikalarının kapatılmasını ve pancar ekim sahalarının daraltılmasını sağlamıştır. Bütün bunları neden anlattığımıza gelince, Kandıra’da kurulacak olan Kandıra GİOSB’nin ilçeye getireceği yararla, zararları dikkatle karşılaştırmamız gerek. Ülkemizde kurulan tüm sanayi bölgeleri maalesef tarım alanlarının tam ortasında yer alıyorlar. Kandıra’nın cennet olma özelliği yakın süreçte ortadan kalkarak, Dilovası’nda karşılaşılan vakaların farklı biçimleri bu bölgede de yaşanacağını düşünüyoruz. Mevcut 13 adet sanayi bölgesi bulunan Kocaeli’nin tek bakir bölgesi de maalesef sanayi kirliliği ile tanışmaya hazırlanıyor. Peki bölgeyi sanayi ablukası altına alan bu ihtiyaç nereden kaynaklanıyor. Bir çok kirli sanayiye ev sahipliği yapan Kocaeli’ye yeni sanayi bölgeleri dayatmasının ardında İMP’nin (İstanbul Metropolitan Planları) olduğunu görmemiz gerekiyor. İMP İstanbul’da kurulu bulunan sanayilerin Marmara Bölgesi’ne yayılmasını planlayan bir çalışmadır. İstanbul için yapılan 1/100 bin ölçekli bu plan neden Marmara’nın diğer illerini ilgilendirsin diye düşünebiliriz. AB’nin desteklediği bölgesel kalkınma ajansları ve AKP Hükümeti ile İstanbul Belediyesinin organizasyonu, yaşam alanlarımızın hızla kirlenmesine yol açarken, kendilerine yeni rant ve talan alanları yaratmaktalar. Bu planın Kocaeli ile sınırlı olmadığını anlamışsınızdır sanırım. Bursa, Yalova, Balıkesir, Çanakkale ve özellikle Trakya bu planların hedefleri içinde. Kocaeli, Bursa ve Yalova’nın mevcut durumlarının bile kabul edilebilir seviyelerin çok üstünde sanayi yatırımlarını barındırdığı gerçeği ortada dururken, bu yeni plan dayatmaları kesinlikle reddedilmelidir. Kocaeli’nin tek bakir alanının da sanayiye açılacağı günleri beklerken, Bursa’da da aynı gelişmeleri izlemekteyiz. Dünyanın en verimli 10 ovasından biri olan Bursa Ovası, bugün sanayiye kurban edilmiş durumda. Bursa’da sanayinin işgal etmediği tarım alanı neredeyse kalmadı. Bursa’nın ilçeleri de bu baskıdan nasibini almakta. Bunlardan biri de İnegöl ilçesi. İnegöl yine en verimli tarım alanlarının üstüne 1980’lerde kurulan OSB bugün atık suları ile Yenişehir ovasını kirletirken, gaz salınımları ile ilçede yaşayan halkın kabusu olmaya devam ediyor. Tüm bunlar yetmez gibi yeni bir OSB’de Hamzabey köyü civarına inşa edilmeye başlandı. Zaten mevcut OSB ile can çekişen o muhteşem tarım topraklarına sahip Yenişehir Ovası şimdi yeni kurulacak olan OSB ile tamamen yok olmanın sınırlarına gelmiş durumda. Tabii Yenişehir Ovası’nın da çoktan gözden çıkarıldığını görmekteyiz. Şişecam’ın kurduğu fabrika sayesinde sanayi ile tanışan Yenişehir Ovası’nın, yok olan ovalarımızın içine dahil olacağı günler çok uzak değil. Bursa’nın Karacabey ve M. Kemalpaşa ilçeleri de aynı süreçleri yaşamakta. Yenişehir ve M.Kemalpaşa’ya kurulmak istenen tehlikeli katı atık yakma ve enerji üretme tesisleri ve demir tozu işleme tesisi yörenin cesur köylüleri ve özellikle köylü kadınları sayesinde şimdilik önlenmiş durumda. Yalova’ya gelince, yeterince sanayi baskısı altında olan kente yeni sanayi yatırımları hızla akmaya çalışıyor. Tersane adı altında nihai hedefi gemi söküm tesisleri olan yatırımlar kıyı boyu kendine yer açmaya çalışmakta. Bu baskı Karacabey, Bandırma ve Çanakkale’ye kadar uzanmaktadır. Yalova’da kurulu bulunan Aksa fabrikası ise ilçenin kabusu haline gelen, termik santrali kurmaya başladı. Bu santralin en önemli özelliği, ithal düşük kalorili kömürü, fabrika sahalarına kurdukları kimyasal atık depolarındaki kimyasalla zenginleştirip, yakmayı hedeflemesidir. Kim böyle bir yerde yaşamak ister. Termik santral, tersane, çimento fabrikaları ve altın madeni arayıcıları, Yalova, Bandırma ve Çanakkale’ye kadar olan hatta talanı hızla gerçekleştirmekteler. İMP baskısını en yoğun hisseden yer ise Trakya bölgesi. Trakya, ülkemizin en verimli ve en geniş tarım alanlarına sahip bir bölgesidir. İMP sürecinde bu alanlarımızda sanayiye açılıp yok ediliyor. Bölgede göze çarpan en önemli gelişmeler ise, İMP nin 1/100 bin planlarına uygun olarak, 1/25 binlik planların CHP’li belediyeler eli ile hayata geçiriliyor olması. Edirne Belediye Meclisi CHP ve AKP’li üyelerin oyları ile bu planları kabul etmiş durumda. Sırada Kırklareli ve Tekirdağ var. Kaşıkçı dövüşü içindeki bu iki parti talan politikalarında nasıl da birleşebiliyorlar. İMP dayatmasına karşı yıllardır mücadele yürüten MARÇEP’i (Marmara Çevre Platformu) ‘dış güçlerin desteklediği’ gibi ipe sapa gelmez suçlamalar atan Edirne Belediye Başkan Yardımcısının içine düştüğü çukurdan çıkmak için çırpınırken MARÇEP’i karalamaya çalışması manidardır. Bu gelişmeleri tüm Trakya halkı izlemekte ve yıllardır oy verdikleri kişilerin talan için nasıl da rakipleri ile uzlaştıklarını net bir şekilde görmekteler. AKP’ye ya da CHP’ye umut bağlayanlar bu gelişmeleri görmek zorundalar, Burjuva partilerinin bizlere verebileceği hiçbir şeyleri olamaz. Onlar, yaşanılan bu süreçte talan politikalarında nasıl da uzlaştıklarını tüm dost ve düşmanlara göstermişlerdir. Trakya üniversitesinin yaptığı ve AKP çevre bakanlığı tarafından da onaylanan Trakya Çevre Planı bugün İMP için, yeni gelişen ihtiyaçlara uygun olarak iğdiş edilmekte. Trakya çevre planlarına uygun yapılan 1/25 binlik planların bugün CHP’li belediyeler eli ile değiştirilmesi yaratılacak talanın habercisidir. Edirne’den sonra Kırklareli Belediyesinin de bu planları onaylayacağı haberleri kulaklarımıza gelmekte. Sırada Tekirdağ var. Tekirdağ yıllardır İstanbul’un arka bahçesi durumunda ve birçok sanayi bölgesini içinde barındırıyor. Yeni sanayi bölgelerini en yoğun bu il alanları içinde göreceğiz. Istranca Dağlarının sularını devasa büyüklükteki borular ile İstanbul’a taşımakta. Trakya yer altı suları kirlenmiş ve tarım alanları talan edilmiş bir halde göreceğimiz günler çok uzak değil. Trakya’ya hayat veren Ergene Nehri artık evsel ve sanayi atıkları ile ölü bir nehir olarak tarım alanlarını ve insanları zehirleyerek akmaya devam ediyor. Bir diğer izlediğimiz olgu ise TOKİ’nin binlerce ev yaparak satamaması. Bu durumun bizde yarattığı izlenim ise sanayinin bölgeye taşınması ile oluşturulmak istenen işçi kentleri-gettoları hazırlığı olduğudur. İstanbul da yaşanan kentsel dönüşüm adı altındaki rant ve talana yönelik gelişmeler bu alanların da planladığını düşünmemize yetiyor. Tüm bu anlatılarımızla ortaya çıkarmaya çalıştığımız fotoğrafın netleşmeye başladığını düşünüyorum. İstanbul, finans kuruluşlarının, burjuvazinin at koşturacağı bir yaşam alanı haline getirilerek, biz emekçilere gettolarda yaşamak layık görülmekte. İstanbul’da yaşayan Kürt, Çingene ve diğer halklardan emekçilerin yaşam alanlarından, kentsel dönüşüm adı altında sökülüp atılmak istenmesinin nedeni kendilerine bir dünya kurmak. Bizlere de kirletilmiş topraklar da, kirli sularla, kibrit kutuları içinde yaşayıp, onlar için günde 12-16 saat çalışarak sürekli üretmek kalıyor. Sürülmek istendiğimiz bölgenin en temiz suları boru hatları ile İstanbul’a taşınırken sanayinin kirlettiği yer altı suları ile yaşamak bizlere layık görülen. 3. Boğaz Köprüsü, Galataport ve Haydarpaşa Garı yangını giriştikleri talanın boyutunu ve nihai amaçlarını anlamamıza yardımcı oluyor. Yusuf Gürsucu - Marmara Çevre Platformu (MARÇEP)
|


