Banner
ULUABAT ( APOLYONT ) GÖLÜ Print E-mail

Hayatımızdaki pek çok şey gibi farklı bir gözle bakmayınca anlayamayacağımız güzellikleri, Uluabat Gölü’nde gün batımı ve doğumunda yakalayabilirsiniz. Göldeki bu anlar, seyrine doyum olmayan bir renk cümbüşü sunar önünüze. Her renkte biraz kendinizi, biraz da Uluabat Gölü’nü keşfedersiniz yenibaştan.
Köy kahvelerindeki sohbetlerde göl ile ilgili duyacağınız ilk şey, eskiden sularının içilebildiği ve üzerinden  gemilerin geçtiği Uluabat Gölü Efsanesi olacaktır. Bir efsane ki; şimdiki sularında, günümüzün tüm kirliliklerini bulabileceğimiz gölün eski günlerinin öyküsü. Her geçen gün daha fazla kirlenen, ama içindeki tüm canlılarla birlikte buna direnen göl için, aslında düşmanlar da bellidir dostlar da. Dostlar eskisi kadar çok olmasa da, düşmanlar eskisinden çok güçlü ve fazladır aslında. Üzerimizden geçerken bir kuşun bıraktığı umut olmasa, gün doğumu ve batımındaki gizem olmasa çıkılır mıydı bu zorlu yola?
Bir çoğumuzun İzmir-Bursa yolculukları için güzel bir manzaradan öteye gitmeyen Uluabat Gölü, ne yazık ki daha değerini anlamadan kaybetmekle yüz yüze kaldığımız önemli değerlerimizden biridir. Yöre halkı için önemli bir geçim kaynağı olan göl; son yıllarda sorunları ile doğru orantılı olarak sivil toplum ve kamu kuruluşlarının çözüm için birlikte hareket ettikleri örnek bir alan haline geldi.

1998 yılında RAMSAR Uluslararası Sulak Alanlar Sözleşmesi kapsamında koruma altına alınan ve ayrıca, halen dünyada yalnızca 38 gölün sahip olduğu “Yaşayan Göl” unvanına sahip Uluabat Gölü’nün yaşatılması için  el ele veren kurum ve kuruluşlar tarafından,  Uluabat Gölü Yönetim Planı kapsamında pek çok örnek faaliyet yürütülmektedir. 2006 yılı 12-14 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilecek “2. Eskikaraağaç Uluslararası Leylek Şenliği” de yerel halkın ve ilgili kurumların işbirliği ile yapılacak çalışmalardan birisidir.
Genel Coğrafi Özellikleri

Uluabat Gölü, Marmara Denizi’nin güneyinde, Bursa’nın yaklaşık 30 km batısında, 13 500 hektar büyüklüğünde tektonik yapılı sığ bir tatlısu gölüdür. Güneyinde Uludağ’ın uzantısı olan tepelerle kuzeyinde düşük rakımlı tepeler uzanır. Gölün batı yakası Manyas’a kadar devam eden geniş verimli ovalara sahiptir. Göl üzerinde en büyüğü Halilbey Adası olmak üzere irili ufaklı dokuz adet ada bulunmaktadır. Gölü besleyen en önemli akarsu, göle güney batıdan dökülen Mustafakemalpaşa Çayıdır.
Su seviyesi yıllara ve mevsimlere göre değişmekle beraber, gölün ortalama derinliği 2.5 metre civarındadır. Büyük bir bölümü oldukça sığ olan gölün genelindeki derinlik 1-2 metre arasında değişmektedir.
Uygun iklim koşulları ve nitelikli toprakları ile havza ülkemizin en verimli tarım alanlarından biridir. Göl çevresinde 17 yerleşim yeri bulunmakta ve buradaki halk geçimini genel olarak balıkçılık, tarım ve hayvancılıktan sağlamaktadır.

SULAKALANLAR VE ULUABAT GÖLÜ

Ramsar Sözleşmesi’ne göre sulak alan tanımı, oldukça farklı  yaşam alanlarını kapsamaktadır. Bataklıklar, turbalıklar, sel arazileri, nehirler, göller, tuzlalar, mangrovlar, deniz çayırı yatakları, mercanlar, gelgit anında 6 metreden derin olmayan deniz kıyıları gibi kıyı sulak alanları ve atık su temizleme göletleri ve rezervuarlar gibi insan yapısı sulak alanlar da  bu tanıma dahildir.

Sulak alanlar sahip oldukları, doğal yapı ve insan yaşamına önemli fayda sağlayan birçok işlev ve değerinin yanı sıra, bulundukları bölgedeki yerüstü ve yeraltı su kaynaklarının temizlenmesini sağlayan; yani su döngüsünde doğanın böbrekleri olarak görev yapan önemli ekosistemlerdir. Bu anlamda sulak alanlar; tortuları, besin maddelerini ve zehirli maddeleri alıkoyarak suyun temizlenmesinde önemli bir role sahiptirler.

Bir sulak alan türü olan göller, yeraltı suyunun döngüsünü düzenleyerek, taşkınların etkisini azaltmakta, taban suyu seviyesinin dengelenmesinin yanı sıra  bulundukları bölgenin nem oranını yükselterek, başta yağış ve sıcaklık değerleri olmak üzere bölgenin iklimi üzerinde de olumlu etkiler oluşturmaktadırlar.

Sulak alanlar, tropik ormanlarla birlikte yeryüzünün en fazla biyolojik üretim yapan ekosistemleridir. Bu nedenle, ekolojik ve ekonomik değeri yüksek değişik türden binlerce canlıya ev sahipliği yaparlar.
 
Bütün bu özellikleri itibariyle göller, tarih boyunca bulundukları bölgenin ekonomik, kültürel ve sosyal yaşamında önemli roller oynamışlardır.
Göl kıyılarında yaşayan yöre halkının geleneksel yöntemlerle yaptığı tarım balıkçılık gibi göle bağımlı faaliyetlerin göl ekosistemi üzerinde yaratığı tahribat sanayileşme süreci ile hızlanırken, buralardaki canlı toplulukları  bu olumsuz etmenlere rağmen yaşanan değişimlere uyum sağlamaya çalışmışlardır.

Uluabat Gölü, ekolojik yönden ötrofik olarak sınıflandırılan bol besin içeren sığ bir göldür. Göl, ayrıca uygun iklim koşulları, geniş sazlık alanları ve açık su yüzeyleri ile değişik türden yüz binlerce su kuşuna beslenme ve barınma olanağı sağlamaktadır. Göl bu özelliği nedeni ile “Su Kuşları Bakımından Uluslararası Önemle Sahip Sulakalanların Korunması” için imzalanan Ramsar Anlaşması ile koruma altına alınan, ülkemizdeki 12 sulakalandan biridir.
 
Ayrıca Uluabat  Gölü, plankton ve dip canlıları bakımından da ülkemizin en zengin göllerinden biridir. Göl’de, 21 değişik balık türünün varlığı bu zenginliğin en önemli göstergelerindendir.

TARİHİ VE KÜLTÜREL DEĞERLER


Uluabat Havzası coğrafi açıdan oldukça hareketli bir bölgedir. Bölge tarihöncesi dönemde, denize paralel olarak sıralanan İznik, Uluabat ve Manyas gölleriyle farklı bir görünüme sahiptir. Manyas gölü ile Uluabat Gölü 1.6 milyon yıl önce başlayan Pleistosen dönemde tek bir göldü ve kuzey kesimde düzenli olarak deniz sularının istilasına uğruyordu. Dünyanın  bu döneminde iklim kuşaklarında görülen salınımlara bağlı olarak, deniz seviyesinde değişiklikler oluyordu ve buda kıyı topografyasını etkilemekteydi. 18 bin yıl öncesine gelindiğinde, Marmara Denizi’nin kıyı şeridi, günümüzdekine yakın bir hal aldı.
Uluabat Gölü’nün kıyısında 2004 yılında bulunan Aktopraklık Höyüğü, Bursa şehrinin 25 kilometre kadar batısında, Akçalar Beldesinin 3 kilometre kadar doğusunda yer almaktadır.
Aktopraklık Höyüğü’nde yapılan çalışmalar ışığında, İÖ 6 binli yıllardan İÖ 5200 yallarına kadar uzanan, tarihi bir süreç ortaya çıkarılmıştır. Tarım ve hayvancılığı bilen, yerleşik çiftçi yaşam tarzını sürdüren Aktopraklık insanı, ilk yerleşim için bir akarsuyun alçak terasını tercih etmiştir. Aktopraklık Höyüğü’nün hemen kuzeyinde ve yakın çevresinde Erken Bizans devri yerleşmesi de bulunmaktadır. Bu gözle bakıldığında, söz konusu coğrafi bölge, ülkemizin en büyük sanayi kentlerinden birisinin hemen yakınında, neredeyse 8 bin yıldır devam eden yaşamın tüm izlerini taşımaktadır.
Aktopraklık’ın üzerinden yapılması planlanan otoyol projesi, bölgede henüz yeri bilinmeyen çok sayıda yerleşim yerinin varlığını ve bunların bilgiye dönüşümünü etkileyecektir.
Alandaki diğer iki eski yerleşim bölgesinin de Miletepolis (Karacabey) ile  göl kıyısındaki Lapadion (Uluabat Köyü) olduğu bilinmektedir. İ.Ö. 1200'lerden Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna kadar yörede Bithynia, Lydia, Pers, Roma, Bizans ve Osmanlı egemenliği yaşanmıştır.

GÖLYAZI


Ryndakos (Orhaneli) Çayı’nın oluşturduğu Apolyont (Ulubat) Gölü üzerinde bulunan kentin adı bu nedenle Apollonia ad Ryndacum (Gölyazı)’dur. Her ne kadar kente adını Bergama Kralı Attalos II, Kraliçe Apollonis’ten esinlenerek, onu onurlandırmak için verdi, denilsede büyük bir olasılıkla Helenistik dönemden çok önceleri buraya yerleşenlerce verilmiştir.
Apollonia ad Ryndacum, yazılı kaynaklarda İ.Ö. birinci yüzyıldan başlayarak karşımıza çıkar. Bölge Roma döneminde önce Adramittion’a (Edremit), sonra Kyzikos’a (Edincik) bağlanmıştır.
Roma İmparatoru Hadrianus , Bithynia gezisi sırasında Apollonia ad Ryndacum’a uğramış ve bunu belgelemek için de kentin surlarının ana kapısına bir yazıt konmuştur.
Kent, Bizans döneminde sırasıyla Bithynia, Nicomedia (İzmit) ve Kios (Gemlik) Piskoposluğu’na  bağlanmıştır.
Göle adını veren Apolyont yerleşimi, Bursa-Karacabey karayolunun 37. kilometresinden güneye sapıldığında 7 kilometre içeridedir. Eskiden anayoldan güneye döndükten 3-4 km sonra, kente ulaşan birbirine koşut iki yolla karşılaşılırdı. Bu yollar nekropolün içlerine değin uzanırdı. Günümüzde de Deliktaş yöresinde yolların izine rastlanmaktadır. Nekropol alanında, yolların ve Gölün kıyısında anıt mezar kalıntıları vardır. Küçük bir adanın üzerinde yer alan Simitçi Kalesi’nin kalıntıları  buradan görülebilir.
Dış kalenin yarımadanın en dar yerindeki kapısına, günümüzde Gölyazılılar “Taşkapı” demektedirler. Yerleşimin bulunduğu yarımadayı çevreleyen dışkale ve adayı çevreleyen içkale kalıntılarında, yüzyıllar içinde devşirme malzeme ile değişiklikler yapıldığı görülmektedir. Yer yer Roma, Bizans ve Osmanlı tarzı iç içe geçmiştir.
Yarımadanın karaya bağlandığı noktanın karşısındaki tepenin eteklerinde, bir zamanlar anfitiyatro ve odeon olduğu sanılan kalıntılar vardır. Büyük bir olasılıkla buradaki malzeme, daha sonra surların yapımında, bir diğer deyişle, yükseltilmesinde kullanılmıştır. Halk anfitiyatronun bulunduğu alana “Gavur Mezarlığı” demektedir.
Kentin Apollon Tapınağı, Gölyazı’nın batısındaki Kızadası’ndadır. Mermerden duvarları, Göl yükselince sular altında kalmaktadır.
1302’de Osman Bey, Bafeum (Dimboz) savaşı sonrasında Kite Tekfuru’nu kovalar. Kovalamaca Apollonia ad Ryndacum’a kadar sürer. Orhan Bey’in silah arkadaşı, Aygut Alp’in oğlu Emir Kara Ali, kentin karşısındaki Alyos (Halilbey) Adası’nı ele geçirerek, Lopaidon (Ulubat) ile buna bağlı olarak da Bizans ile bağlantısını keser. Bir süre sonra burayı da ele geçirir.
Apollonia ad Ryndacum’da yaşayan Hıristiyan nüfusa dokunmaz. Yeni gelen Müslüman halkla birlikte yaşarlar. Halk dilinde Apollonia, Apolyont’a dönüşür.
19. yüzyılda Apolyont’da yaşayan Rumlar Aziz Georgios’a adanan Hagios Georgios Kilisesi’ni inşa ederler. Bu inşaatta da devşirme malzeme kullanılır.
Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlılar geri çekilirken buradaki Rumlar da Yunanistan’a göçer ve kilise kullanılmaz olur. Günümüzde harap haldedir.

Antik Miletepolis kentinde yapılan araştırmalarda Roma dönemine ait çanak ve çömlekler, su yolu kalıntıları ile tunçtan yapılmış Apollon heykeli bulunmuştur. Ayrıca aynı döneme ait sikkeler, hamam ve tapınak kalıntılarına rastlanmıştır. Tüm bunlar göstermektedir ki bugün olduğu gibi yüzyıllar boyunca da binlerce insan Gölle iç içe yaşamış  ve Uluabat Gölü, bu insanların beslenmesine ve geçimlerine önemli katkılar sağlamıştır.

ULUABAT GÖLÜ SİZİ ÇAĞIRIYOR...


Gün olur alır başınızı gitmek isterseniz, hani  Orhan Veli’nin şiirindeki gibi gölden yeni çıkan ağların kokusuyla, su kuşlarının peşi sıra Uluabat Gölü ve adaları sizi çağırmakta. Kıyısında sizi bekleyen teknelere bindiğinizde; Eskikaraağaç, Uluabat köyleri ile Akçalar ve Gölyazı Beldeleri’nde tarihle buluşup, birbirinden ilginç koylarda, farklı doğal güzelliklerin içinizde bulursunuz kendinizi. Mustafakemalpaşa çayı deltasındaki büyüklü-küçüklü adalar ve bunlara eşlik eden su kuşları ile, eşsiz doğa fotoğrafları yakalayabileceğiniz, bir yaşam serilir önünüze.
Uluabat Gölü’nde her şey; renkler, balıkların lezzetleri, kuş seslerinin karıştığı sessizlik, havanın kokusu farklıdır. Gölü çevreleyen kervansaray, kilise, camii ve eski tarz köy evleriyle, zaman da farklılaşır buralarda.
Şehir hayatında en son ne zaman duyduğumuzu bile hatırlayamadığımız, güler yüzlü, sıcakkanlı bir “hoş geldiniz”, yabancı olduğunuzu unutturur bir anda. Ardından, sıcacık bir çayın ya da buz gibi bir köpüklü ayranın yanında doyumsuz sohbetleriyle, köylülerin yaşamlarına misafir olmak bile bütün gününüzü mutlu geçirmek için iyi bir neden olabilir.
Göl kıyısındaki Akçalar, Gölyazı ve Eskikaraağaç, yakında faaliyete geçecek kuş gözlem kuleleriyle, buralardaki doğal hayat ve kuşlar daha yakından gözlemlenebilecek. Gölkıyı köyündeki Kuş Cenneti de belirli kuş türlerini yakından görmek isteyen kuş meraklılarının ziyaret edebileceği yerlerden.
Alandaki doğal güzellikler göl ve köylerle sınırlı değil. Göl çevresinde yapacağınız gezintilerde kısa sürede değişen manzaralarla ve bakir alanlarla karşılaşılabilirsiniz. Buralarda doğal bitki örtüsünün gölden köylerdeki yamaçlara oradan tepelere kadar şaşırtıcı değişimini gözlemlemek, doğa belgeselleri kadar heyecan vericidir. Gölyazı’nın nilüferleri, Akçalar’ın göl soğanları, Fadıllı’nın zengin meyve bahçeleri, Akçapınar-Onaç köylerinin yamaçlarını süsleyen erguvan ve defneler...
Dorak Köyü bütün gölü ayaklarınızın altına seren, hâkim manzarasıyla, gölü kuş bakışı görebileceğimiz yerlerden. Dorak’tan Bursa’ya dönüşte ayakta kalmış Akçapınar Köy Kilisesi ile Ayvaini  Mağarası görülmeye değer önemli alanlardır.
Uluabat Gölü'nün kıyısındaki asırlarca İpek Yolu yolcularına hizmet eden Issız Han; Yıldırım Beyazıt tarafından 1394 yılında Celalüddin Eyne Bey'e yaptırılan ve kapısının üzerinde, "Yolcuların parasız yiyecek, içecek ve yatacak yer olarak hizmet verdiği' yazan,  son misafirlerini karşılamak için hala ayakta kalmaya direnen tarihi miraslarımızdan.
Buralarda, geçireceğiniz her anda keşfedebileceğiniz ve size bir şeyler anlatmayı bekleyen güzellikler sizleri beklemekte, yeter ki çok geç olmadan Uluabat’ın çağrısına kulak verin...

ULUBAT (Apolyont) GÖLÜ’NÜN İKİ BÜYÜK ADASI


Alyos (Halilbey) Adası

Gölün kuzey kıyısındaki Eskikaraağaç Köyü’nün tam karşısındadır. Gölün en büyük adası olan ve günümüzde Halilbey Adası olarak anılan adada Bizans dönemi kalıntılar bulunmaktadır.

Manastır (Nailbey) Adası

Gölyazı’nın batı kıyısının karşısındadır. Bizans dönemi ve sonrasında üzerinde manastır bulunduğu düşünülmektedir. Balkan Savaşı sırasında gerilla olarak Bulgarlarla savaşan, daha sonra Paris’te tarım eğitimi alan Ziya Nail Dölen adlı kişi, 1940 yılında bu adayı satın alıp üzerinde tek başına yaşamaya başlayınca Nailbey Adası adını almıştır. Üzerinde Bizans döneminden kalma yıkıntılar ve Hagios Konstantinos Kilisesi kalıntıları vardır.


ULUABAT GÖLÜ’NDEKİ BAŞLICA SORUNLAR ve TEHDİTLER

Uluslar arası düzeyde önemli bir sulak alan olmasına karşın, Uluabat Gölü; aşırı avlanma, kıyı gelişimlerinde meydana gelen arazi ıslahları ile tarımsal, sanayi ve evsel kaynaklı atıkların neden olduğu yoğun kirlilik tehdidi altındadır.
Göl giderek sığlaşmakta, yoğun besin girdisi nedeni ile kıyı bitkilerinde artış görülmektedir. Uluabat Gölü’nün sığlaşması ve dolmasındaki en önemli etken Mustafakemalpaşa Çayı’dır. Çay, yağış havzası alanında meydana gelen aşırı erozyon sonucu taşınabilir ve askıdaki katı maddeler, akarsu ile birlikte göle ulaşmakta ve gölün sığlaşması ve dolmasına neden olmaktadır. Aynı zamanda çevredeki bor, azot ve fosfor gibi kimyasallar da taşınarak aşırı kirlenme meydana gelmektedir.
Göl çevresindeki yerleşimlerin, özellikle Mustafa Kemal Paşa ve Akçalar gibi büyük nüfuslu bölgelerden, arıtılmadan akıtılan evsel  atıklarla birlikte, tarımsal ve önemli ölçüde kirlilik yaratan sanayi kaynaklı atık su girdisi de, gölde aşırı beslenimi (ötrofikasyon)  hızlandırmakta, bu da çözünmüş oksijen miktarını azaltarak göldeki doğal yapıyı olumsuz yönde etkilemektedir.
Ülker Golf Dondurma AŞ, Kerevit AŞ,  Akçalar Beldesinin çöplüğü ve mezbahası göl çevresinde bulunan ve önemli ölçüde kirlilik yaratan sanayi kurumlardır.

Bununla birlikte göle aşırı düzeyde yüklenen tarım ilaçları, kum ocakları ve sanayi atıklarının  yarattığı kirlilik, balık çeşitliği ve sayısında önemli bir azalmaya neden olmuştur. Ayrıca göle yabancı  tür olan İsrail Sazanı’nın (Carassius carassius) aşılanması, durumu daha da kötüleştirmiştir. Türkiye’deki pek çok göle yapılan yabancı tür aşılanmasında gözlendiği gibi, İsrail Sazanı aşırı üreyerek, göldeki Turna ve diğer küçük balıkları tehdit etmekte ve gölün doğal yapısında değişimlere neden olmaktadır.

Tarım için anız ve avcılık için saz yakımı, alandaki biyolojik çeşitliği azaltmakta birlikte yangın tehdidi de oluşturmaktadır. Özellikle anız yakımı toprağı verimsizleştirdiğinden, bu durum daha çok tarımsal ilaç ve gübre girdisi kullanımına neden olmaktadır.
Göle DSİ tarafından su seviye denetimi sağlama ve tarımsal sulama için yapılan seddelerin, Göl’ün doğal su döngüsü ve doğal yaşamı üzerindeki etkileri konusunda, hiç araştırma yapılamamıştır.

1980’lerde tespit edilen ve önemli etkilere yol açan mantar hastalığı nedeni ile, bir zamanlar göl çevresindeki yerleşimlerin önemli geçim kaynaklarından biri olan kerevit, büyük oranda azalmış ve izleyen yıllarda geçmişte tespit edilen düzeye ulaşamamıştır.
Göl civarında yer alan kum, taş ve mermer ocakları sularını çökeltmeden göle verdikleri için, tortu birikimi nedeniyle, gölün derinliği giderek azalmaktadır. Ayrıca, kum ocakları, geniş çaplı ağaç, çalı sökümü ve hafriyat işleri deltadaki doğal yaşama zarar vermektedir. Kum kırlangıcı, arı kuşu, yalıçapkını ve gökkuzgunu gibi  kuş türlerine dolaylı olarak yeni yaşam alanı yaratıyorlarsa da, çalışmaların üreme döneminde devam ettirilmesi nedeni ile yaratılan bu alanlar da bozulmaktadır.
Tarımsal alanların açılması ve yakacak ihtiyacı için yapılan  ağaç ve çalı kesimi, özellikle burada yuva yapan küçük karabatak gibi kuş türlerinin yaşam alanlarını sınırlandırmaktadır.
Göldeki mevcut sorunların yanı sıra, planlanan pek çok projenin gölün mevcut durumunda olumsuz etkiler meydana getirebileceği tespit edilmiştir. Yapılması planlanan Çınarcık Barajı’nın gölün ekosistemi üzerinde olumsuz değişikliklere neden olacağı ve bu etkiler üzerine ayrıntılı bir araştırma yapılmadığı  konusunda görüşler bulunmaktadır.
Seyran, Cambaz ve Subaşı Köyleri meraları üzerinde yer alması düşünülen Karacabey 75. Yıl Kobi Organize Sanayi Bölgesi Projesi’nin gerçekleşmesi durumunda, artan sanayi atıkları nedeniyle Göl’deki ekosistem ciddi bir şekilde etkilenecektir. İl genelinde mevcut organize sanayi bölgelerinin henüz tam kapasite çalışamadığı ve gelişen kalkınma anlayışının doğa koruma alanlarına verdiği özel önem göz önüne alındığında, bu tür bir girişimin sürdürülebilir kalkınma hedefleri açısından olumlu sonuçlar içermeyeceği ortadadır.

  • ATIK SULAR: Göle arıtımsız ve denetimsiz verilen sanayi ve evsel atık kaynaklı sularla, tarım kaynaklı kimyasalların oluşturduğu kirlilik Göl’ün en önemli sorunlarındandır.
  • YABANCI TÜRLER: Göle sonradan aşılanan İsrail Sazanı (Carassius carassius) aşırı üreyerek göldeki turna ve diğer küçük balıkların sayısında önemli azalmalara neden olmuştur. Ülkemizdeki pek çok sulak alanın doğal yapısının tahribiyle sonuçlanan bu sorunun ilgili kurum ve kuruluşların işbirliği ile çözümlenmesi gerekmektedir.
  • TARIMSAL ETKİNLİKLER: Kıyı gelişimlerinde meydana gelen, son 25 yılda 2000 hektar alana varan arazi ıslahları ile birlikte Göl’deki doğal niteliğe sahip alanların oranı azalmakta ve tarımda aşırı kullanılan kimyasallar, sulama suları ile göle karışmaktadır.
  • DENETİMSİZ AVCILIK: Gölde, balık ve kuşlar üzerinde ağır av baskısı, alandaki biyolojik çeşitliğin sürdürülebilirliğini tehdit etmektedir. Gölün, Güney Marmara ve Kuzey Ege Bölgeleri’nde mevcut ve kara avcılığına açık tek sulak alan olması nedeniyle, avcılık yer yer katliam boyutlarına ulaşmaktadır. Özellikle avcıların kullandığı  saçmaların neden olduğu kurşun kirliliği ve önlenmesi konusunda herhangi bir girişim bulunmamaktadır.
  • HAVZADA AĞAÇ KESİMİ: Arazi açmak ve yakacak için kesilen ağaç ve çalılar, kuşlar başta olmak üzere, burada yuvalayan canlıların yaşam alanlarını ortadan kaldırmakta ve alanı erozyona açık hale getirmektedir. Bu da yanlış tarım uygulamaları ve maden ocakları atıkları ile birlikte, gölün dolmasını hızlandırmaktadır.
  • PLANSIZ ve DENETİMSİZ SULAMA: Genelde göl hidrolojisi üzerine yapılan müdahaleler; sulama amaçlı kontrolsüz su çekimleri, regülatörle su seviyesi düzenlemeleri, gölün güneybatı kıyılarına çekilen seddeler vasıtasıyla gölün taşkın alanının daraltılması ve  taşkından korunan kısımların tarıma açılmasıdır. Ayrıca havzada planlanan dört adet hidroelektrik enerji santrali de gölün hidrolojisi üzerinde olumsuz etkilere  neden olacak projelerdir.
DOĞAL YAŞAM ALANLARI

Mustafakemalpaşa Çayı’nın göle döküldüğü yerde, gölün en zengin tabiat çeşitliğine sahip bölgesi olan, delta oluşmuştur. Deltada sazlıklar, kum düzlükleri, mevsimsel bataklıklar ve ıslak çayırlarla geniş söğütlükler ve tarım alanları yer almaktadır. Gölyazı Yarımadası’nın doğu kıyısındaki koyda da Türkiye’nin en geniş nilüfer yatakları bulunmakta ve sazlıklar uzanmaktadır. Gölün kuzey-batı kıyıları da geniş sazlıklara sahiptir. Diğer bölgelerde ise söğütlükler, meyve bahçeleri, tarım alanları ve sazlıklar bulunmaktadır.
Gölün güneyinde, kuzeye bakan tepelerde makilikler hakimdir, güneye bakan tepelerde ise yabani zeytinlik ve maki karışımı bir habitat görülmektedir.

BİTKİ ÖRTÜSÜ VE DAĞILIMI

Uluabat Gölü, Akdeniz fitocoğrafya bölgesine dahil, Türkiye’deki en geniş Beyaz nilüfer (Nymphaea alba) yataklarına sahip olmasıyla son derece önemli bir alandır.
Büyük ve sığ bir Göl olan Uluabat, sucul bitkiler açısından Türkiye’deki en zengin sulak alanlardan biridir. Gölün hemen hemen bütün kıyıları geniş sazlıklarla, sığ kesimleri ise su içi bitkileri ile kaplıdır. Islak çayırlar, söğütler, ılgınlar, hayıtlar, sucul bitkiler, sazlıklar, nilüfer yatakları ve su sümbülleri yaygın olarak görülen bitki türleridir.

Bütün sulak alanlarda olduğu gibi, Uluabat Gölü’nde kıyılarda görülen en yaygın bitki grubu kamış ve sazdır (Typha sp., Pharagmites australis). Göldeki bitki örtüsünün diğer baskın türleri ise; su  sandalye sazı (Schoenoplectus lacustris), çeçekli hasırsazı (Butomus umbellatus)’dır.
Nilüfer yatakları, gölün kuzeydoğu kıyılarında ve Mustafakemalpaşa Çayı'nın göle giriş ağzından, sedde boyunca, Atabey pompası civarına kadar ve Yenikaraağaç ana sulama pompa istasyonunun doğusunda olmak üzere, çok geniş alanları kaplamaktadır.
Tilki kuyruğu (Ceratophyllum demersum), gölün güneybatı ucunda ve Mustafakemalpaşa Çayı’nın döküldüğü yerlerde; göl sümbülleri ise gölün kuzey doğu ve doğu kıyılarında görünmeye ve korunmaya değer saf topluluklar oluşturmaktadır. Özellikle Fadıllı köyü kıyı alanında, ulusal ölçekte hassas türlerden kabul edilen Gratiola officinalis bulunmaktaır.
Gölün güneybatı kesimlerinde ılgınlar (Tamarix symrnensis), tuzcul karakterli Salicornia üyeleri, Artemisia santericum, Hordeum marinum ve Bromus hordeaceus yaygındır. Yine Mustafakemalpaşa Çayı’nın döküldüğü yerde söğüt (Salix alba) ve ılgınlardan oluşan bitki toplulukları bulunmaktadır.

HAYVAN VARLIĞI VE DAĞILIMI

Uluabat Gölü, biyolojik üretim yönünden ötrofic (bol gıdalı) göllerimizden biridir. Planktonlar ve dip canlıları bakımından zengin yapısı, değişik türden çok miktarda canlının üremesi ve beslenmesi için ideal bir ortam oluşturmuştur. Gölün, Ramsar alanı olarak belirlenmesini sağlayan, yüz binlerce kuşun varlığı bunun en önemli göstergesidir. Gölde yapılan araştırmalarda  turna, sazan, kızılkanat, kerevit, feki gibi 21 değişik balık türünün bulunduğu saptanmıştır. Turna ve sazan göldeki ticari öneme sahip balık türlerindendir.
Göl çevresinde görülen önemli memeli  türleri; su samuru, çakal, tilki, porsuk ve tavşandır. Su samuru (Lutra lutra), alanda yapılan bilimsel araştırmalarla varlığı tespit edilen küresel ölçekte nesli tehlike altında olan bir memeli türüdür.

Kuşlar:

Uluabat Gölü, kuş varlığı yönünden sadece ülkemizin değil, Avrupa ve Ortadoğu'nun da en önemli sulak alanlarından biridir. Anadolu'ya kuzeybatıdan giren kuş göç yolu üzerinde yer alması, önemli kuş alanlarından Manyas Gölü'ne çok yakın mesafede (35 km) bulunması, besin maddelerince oldukça zengin olması ve uygun iklim koşullarının var oluşu; değişik türden kalabalık kuş gruplarının  alanda beslenmesine, kışlamasına ve üremesine olanak sağlamaktadır.
Türkiye'deki 186 Önemli Kuş Alanı’ndan birisi olan Uluabat Gölü,  küresel ölçekte nesli tehlike altında olan bazı  türlere ev sahipliği yapmaktadır: küçük karabatak (Phalacrocorax pygmeus), tepeli pelikan (Pelecanus crispus), bıyıklı sumru (Chlidonias hybridus), pasbaş patka (Aythya nyroca).

1996 yılında gerçekleştirilen sayımlarda kaydedilen 429.423  kuş sayısı ile 1970’lerden bu yana bir sulak alanda kaydedilen en yüksek su kuşu sayısı, Uluabat Gölü’ne aittir. DHKD tarafından 1998 yılında yaptırılan çalışmada, alanda üreyen 823 küçük karabatak, 108 gece balıkçılı, 109 alaca balıkçıl ve 48 kasıkçı çifti saptanmıştır. 

Uluabat Gölü, dünya çapında yok olma tehlikesi altında olan kuş türlerinden küçük karabatağın, ülkemizdeki en önemli üreme alanıdır. Türkiye'deki toplam kuluçka populasyonu 1500  çift olarak tahmin edilen türün, 300 çifti alanda kuluçkaya yatmaktadır. Gölde üreme dönemi dışında da önemli sayıda küçük karabatak barınmaktadır. Uluabat Gölü, yine dünya çapında yok olma tehlikesi ile altında olan tepeli pelikanın da önemli beslenme ve kışlama alanlarından biri olup, Ekim 1994’de, gölde 136 bireylik populasyonu kaydedilmiştir.
2003 yılında ULUKUŞ (Uludağ Üniversitesi Kuş Gözlem Topluğu) tarafından gerçekleştirilen Uluabat Gölü’ndeki Üreyen Kuşlar Araştırması sonucunda; 33 türden, 491 üreyen kuş çifti tespit edilmiştir. Aynı noktalarda 1998’de Geoff ve Hilary Welch tarafından gerçekleştirilen araştırmada ise 979 üreyen kuş çifti kaydedilmiştir.
Gölde Üreyen Başlıca Kuş Türleri: Küçük karabatak, alaca balıkçıl, kaşıkçı, küçük akbalıkçıl, ve çeltikçi, küçük balaban, gece balıkçılı, erguvani balıkçıl, saz delicesi, bataklık kırlangıcı, mahmuzlu kızkuşu, kırlangıç, ev kırlangıcı, bıyıklı sumru, kara sumru, pasbaş patka, çıkrıkçın, yeşilbaş, bahri, küçük batağan, sumru, sakarmeke, saztavuğu, su kılavuzu, arıkuşu, kum kırlangıcı alanda üreten başlıca kuş türleridir. Alan ayrıca göçmen kuşlar için önemli bir geçiş bölgesidir.
Gölde ve Çevresinde Kışın Görünen  Bazı Kuşlar: Tepeli pelikan, elmabaş patka, tepeli patka, çamurcun, kılkuyruk,  yeşilbaş, boz ördek, sütlabi, gri balıkçıl, büyük akbalıkçıl, kızkuşu, döğüşkenkuş.


TARIM 

Bölge uygun iklim koşulları ve nitelikli topraklarıyla ülkemizin en verimli tarım alanlarına sahip yörelerinden biridir. Yöre halkı geçimini genellikle tarım ve tarım ürünlerinin ticaretinden sağlamaktadır. Yaygın olarak yetiştirilen ürünler; domates, biber, soğan, patates, şekerpancarı, mısır, fasulye, buğday, ve arpadır. Brüksel lahanası ve brokoli alanda yetiştirilen diğer sebze türleridir. Meyvecilikte yöre tarımında önemli yer tutmaktadır. Belli başlı meyveler, karaincir, şeftali, elma ve armuttur. Zeytin yetiştiriciliği sürekli artmaktadır. Gölün kuzey yamaçlarında kara incir yetiştiriciliğinin yaygınlaşması, göle bağlı yaşayan yöre halkı için önemli bir ekonomik girdi sağlayacaktır. Karacabey, Mustafakemalpaşa İlçesi ile göl arasında kalan alanda yoğun tarımsal üretim yapılmakta; bölgede tarıma dayalı konserve ve salça sanayi gibi kuruluşları yoğun olarak yer almaktadır.

HAYVANCILIK


Bölgede hayvancılık yaygın  olup, nitelikli sığır besiciliği önemli bir gelir kaynağıdır. Süt ve besi sığırcılığı, silajlık mısırın artması ile çoğalmıştır. Koyun yetiştiriciliği özellikle göl kıyısında yaygındır. Gölün çekilmesi ile oluşan çayırlıklar yaz aylarında göçer koyun sürülerinin otlanma alanı olarak kullanılmaktadır.
Saray ve ordunun hayvansal ürün ve at gereksinimini karşılamak için kurulmuş Karacabey’deki Tarım İşletmesi , başta hayvancılık olmak üzere, ülkemiz tarımının gelişmesine önemli katkılar sağlamıştır. Tarım İşletmesi bugün Kamu ve Türkiye Jokey Kulübü’nün yarış atları yetiştiriciliğinin yapıldığı önemli merkezlerden biridir.
Karaoğlan  Köyünde hala devam etmekte olan ve geleceğe taşımamız gereken manda yetiştiriciliği, önemli geleneksel yöntemlerden birisidir.

BALIKÇILIK


Uluabat Gölü, Türkiye'nin önemli balıkçılık alanlarından biridir. 1980’lerin ortalarına kadar kerevitin önemli bir geçim kaynağı olduğu gölde, günümüzde ticari amaçlı sazan ve turna avlanmaktadır. Göl tarım alanlarıyla ve özellikle tarım ürünleri işleyen endüstrilerle çevrilidir. Gölde yapılan çalışmalar neticesinde 21 tür balık tespit edilmiştir. Ülkemizdeki diğer göllerle kıyaslandığında bu sayının oldukça yüksek olduğu görülmektedir. Az miktarda da olsa yayın, tatlı su kefalı, ringa balığı ve kızıl kanat balıkları da avlanmaktadır. Eskiden yılan balığının gölde bol miktarda bulunduğu, ancak son 25 yıldır nadiren rastlandığı belirtilmektedir.
1986 yılındaki mantar hastalığı nedeniyle kerevit üretiminin bitme noktasına gelmesi, alandaki en önemli gelir kaynağının ortadan kalmasına neden olmuştur. Yöredeki balıkçılar, son bir kaç yıldır hastalığın etkisinin oradan kalkmaya başladığını ve avlanan kerevit miktarında artışlar olduğunu belirtmektedirler.
Gölde su ürünleri ile ilgili, toplam 1108 üyeye sahip 5 kooperatif faaliyet göstermektedir. Bu kooperatiflerden en büyüğü 590 üyeli  Gölyazı Balıkçılık İstihsal ve Satış Kooperatifidir.

SANAYİ

Göl havzası içinde pek çok sanayi kuruluşu yer almakta ve maden çıkarma faaliyetleri yapılmaktadır.
Alandaki başlıca sanayi kuruluşları; Nestle, Sütaş, Mercury, Kerevitaş, Golf, Vatan Konserve, Turbel, Tat, Lezzo vb kuruluşlardır.
Yöredeki sanayi; ağırlıklı olarak konserve fabrikaları, deri işletme tesisleri, mandıralar, bitkisel sıvı yağ tesisleri ve süt ve su ürünleri işletme tesisleri gibi tarıma dayalı küçük ve büyük ölçekli işletmeleri kapsamaktadır. Bu tesislerin hemen hepsi, üretimleri dolayısıyla kirletici vasfı yüksek tesislerdir. Büyük kısmında arıtma tesisi yetersiz olduğu ya da düzenli çalıştırılmadığı için, gölde kirlenmeye neden olmaktadırlar. Ayrıca, yörede metal eşya ve imalat kollarında faaliyet gösteren çok sayıda atölye de bulunmaktadır.
Mustafakemalpaşa ilçesinde bulunan Etibank’a ait Kestelek Bor Madenleri İşletmeleri ve bölgede bulunan deri işletmeleri  Mustafakemalpaşa Çayı aracılığı ile Göl’e atık veren en önemli tesislerdendir.
Sulak alan ekosisteminin tamamı ile sistemle ilişkili doğal karakteri korunmuş yaşam alanlarını da kapsayan sınırlar dahilindeki bölge, 1998 yılında Ramsar Sözleşmesi listesine dahil edilerek, alanın doğal yapısının ve ekolojik karakterinin korunması uluslararası düzeyde taahhüt edilmiştir.

YEŞEREN UMUTLAR

Uluabat Gölü Yönetim Planı
1998 yılında, Ramsar Alanı ilan edilen Uluabat Gölü’nün korunması için, bir yönetim planı oluşturmak amacıyla, T.C. Çevre Bakanlığı ve WWF Türkiye’nin işbirliği içinde çalıştığı Türkiye Doğal Hayatı Koruma Derneği bir araya gelerek; Ulabat Gölü Entegre Yönetim Projesi’ni başlattılar. Projenin amacı, öncelikle alanın kullanım ve yönetiminden sorumlu merkezi idareler ve il temsilcilikleri, çiftçiler, balıkçılar, sanayiciler, sivil toplum örgütleri, avcılar gibi, paydaş/ilgi gruplarını bir araya getirerek, sulak alanın yönetimine katılımlarını sağlamak, sonrasındaysa doğal kaynakların akılcı kullanımını esas alan Ramsar ilkelerine uygun bir Yönetim Planı oluşturmak ve uygulamaya geçirmek olarak belirlenmişti. İlgi gruplarının geniş katılımı ile yapılan yönetim planı hazırlık toplantılarında, öncelikli sorunlar tespit edilerek, çözüm için yapılması gereken çalışmalar ve bu çalışmaları yürütecek sorumlu kişi ve kuruluşlar belirlendi. 1998 yılında Çevre Bakanlığı ve DHKD işbirliği ile başlatılarak, WWF Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) tarafından çalışmaları yürütülen süreç sonucunda, 2002 yılında hazırlanarak, Ulusal Sulak Alan Komisyonu’nda onaylanan Uluabat Gölü Yönetim Planı, 3 yıl sonunda, Türkiye’nin uygulama başarısı en yüksek (%80) ilk ve tek sulak alan yönetim planı olarak doğa koruma tarihimizde yerini almıştır. “İyi Uygulama ve Başarılı Örnek” olarak da  ödüllendirilen Proje ve Yönetim Planı sürecinde, ilgi grupları tarafından oluşturulan Uluabat Gölü Yönetim Planı Yürütme ve Denetleme Kurulu, bu başarının elde edilmesinin en önemli unsuru olmanın yanı sıra, Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği ile oluşturulan Yerel Sulak Alan Komisyonlarına da bu başarısı ile esin kaynağı ve örnek olmuştur.
Tanımlanan bu etkinliklerin birçoğu hala devam etmekte olup, yeni faaliyet  ve ortaklar da sürece dahil olmaktadır. Bu çerçevede, Nilüfer Yerel Gündem 21 Uluabat Gölü Çalışma Grubu tarafından düzenlenen toplantılar, göl çevresindeki farklı köylerde gerçekleşmekte, böylece yerel halka doğrudan ulaşılarak sorunlara yerinde ve uygulanabilir çözümlerin geliştirilmesi anlayışının devamı sağlanmaktadır.
Uluabat Gölü Yönetim Planı’nda yer alan 52 etkinlikten, yerel ölçekte önemli katkılar sağlayan ve yönetim planı içerisindeki en başarılı uygulama olarak, Leylek Dostu Köyler Projesi öne çıkmaktadır.
 
"Uluabat Gölü Leylek Dostu Köyler Projesi"

Göl çevresindeki köylerde, açık telli elektrik hatlarına çarpma ve evlerin çatılarındaki yuvaların bozulması sonucu, leylek sayısının son yıllarda büyük bir hızla azaldığı saptanmıştır.  Göldeki kirlenme, göl civarında beslenme ortamlarının yok olması, bilinçsiz tarımsal kimyasal kullanımı ve kurbağaların yoğun biçimde toplanması da  leyleklerin azalmasını etkileyen diğer etmenlerdir. Tüm bu etkiler sonucu bazı köylerde leylek yuvası kalmamış, bazılarında sayıları % 10’lara kadar düştüğü görülmüştür. 2004 yılında uygulamaları başlayan Leylek Dostu Köyler Projesi’nde, köylerde sayıları sürekli azalan leylekliklerin çoğalmasını ve korunmasını sağlayacak çalışmalar yapmak amaçlanmaktadır.
Bu amaç doğrultusunda, eski elektrik hatlarının yenilenmesi ve kaplamalı hale dönüştürülmesi ile leylek ölümleri azalmıştır. Köylerde yaşam kalitesini yükseltmek için, pilot bölge olarak seçilen Eskikaraağaç, Fadıllı, Gölyazı, Uluabat, Gölkıyı, Yolağazı ve Yeşilova köylerinde çalışmalar yürütülmektedir. Bu çalışmalar kapsamında TEDAŞ’la işbirliği yapılarak, köylerdeki açık elektrik nakil hatları kablolu hatlara dönüştürüldü ve yenilenen direklere de 57 adet leylek yuva platformu yerleştirildi. Köylerde  çocuklara, Uludağ Üniversitesi Kuş Gözlem Topluluğu tarafından çevre eğitimi verilmekte ve bu çocukların leylekleri takip ederek bilgilendirme yapması sağlanmaktadır.  Çalışmalara, göl civarında bulunan yaklaşık 23 köyde devam edilecektir.

I. Eskikaraağaç Leylek Şenliği

Uluabat Gölü Leylek Dostu Köyler Projesi’nde elde edilen tüm bu deneyimi ve heyecanı kamuoyu ile paylaşmak ve başarıları kutlamak için, Bursa Karacabey Eskikaraağaç Köyü’nde 15 Mayıs 2005 tarihlerinde Leylek Şenliği düzenlendi. Böylece göl çevresinde bulunan köy sakinlerinin ve Bursa halkının gölü yakından tanıyarak göldeki sorunları  yakından görmesi de  amaçlandı.
Şenlikle leyleklerin Afrika’dan dönüşlerinin kutlandığı, canlı yaşamları köy içinden ve izleme kulesinden izlendiği gibi; projeye destek veren bütün tarafların bir araya gelmeleri ve tanışmaları sağlanmıştır.
Birinci şenlik, başta göl çevresinde bulunan köylerden olmak üzere, Bursa ve ilçelerinden, Ankara, İzmir, İstanbul gibi  diğer illerden  beklenin üzerinde katılımla -yaklaşık 2000 kişilik- bir gerçekleştirildi. 
Şenlikle, katılımcılar bir taraftan çeşitli kuruluş ve sivil toplum örgütlerinin açtığı farklı pano ve standları görme ve öğrencilerin hazırlandığı oyunları ve köy içindeki yuvalardaki leylekleri izleme olanağını bulmuş, tekne gezileri ve sadece bu köyde bulunan Doğal Arıtma Sistemini görme imkanını elde etmiştir.

Şenlik, beklenenden daha büyük bir başarı ile hayata geçirilip; yerel, ulusal ve uluslararası basında da ses getirmiştir. Etkinlikler  Polonya’da bir takvimde, Almanya’da ZDF televizyonunda ve İngiltere’de Birdlife International dergisinin Haziran 2005 sayısında  yer almıştır.
Leylek Şenliği’nin ikincisini daha geniş bir içerik ve uluslararası katılımla  12-14 Mayıs 2006 tarihlerinde yapılması için Nilüfer Yerel Gündem ve diğer ortaklarla hazırlıklara başlandı.
Nilüfer Belediyesi, Nilüfer Yerel Gündem 21, Bursa Çevre ve Orman İl Müdürlüğü, Uludağ Üniversitesi Kuş Gözlem Topluluğu, Eskikaraağaç Köyü Muhtarlığı ve DOĞADER tarafından ortaklaşa olarak düzenlenecek şenliğe tüm doğa dostlarını heyecan ve deneyimlerimizi paylaşmak için bekleriz.

Linkler:
http://www.cevre.gov.tr/
http://www.wwf.org.tr/.
http://www.globalnature.com/
http://www.livinglakes.org/
http://www.dogadernegi.org/
http://www.niluferyg21.org.tr/
http://www.foveo.org/
http://groups.yahoo.com/group/uluabat_golu/

Kaynakça:
Bursa Ansiklopedisi, Hazırlayan Yılmaz Akkılıç, Burdef Yayınları, 2002 Bursa.
Bithynia, Bir Tarihsel Coğrafya Araştırması ve Gezi Rehberi, İnkılâp Kitabevi, 2004 İstanbul
http://www.wwf.org.tr/tr/su_ulubat_main.asp
Nilüfer Mevcut Çevre Durum Raporu 2005
Önemli Kuş Alanları Kitabı (DHKD)
Uluabat Üreyen Kuşlar Araştırması 1998,2005
Atlas dergisi, Sayı 154, Ocak 2006