Reklam
Tü-ket-me-ye-cek-sin Yazdır e-Posta

Basına ve Kamuoyuna; 

TÜKETMEYECEKSİN

Bugün 14 Mart Dünya Tüketiciler Günü. Bugün tüketicilerin sorunları konuşulacak. Ancak biz DOĞADER olarak bugün bunlardan söz etmeyeceğiz.

 
Konumuz "Tüketim" yani "Küresel Isınma"! Ne ilgisi var demeyin. Düşünemediğiniz kadar çok ilgisi var. Hepimizi az çok etkileyen bir hastalıktan bahsedeceğiz bugün. Beklide kendimiz için yaptığımız en iyi şey olarak hissettiğimiz, tüketim'den bahsedeceğiz.

  
Sözümüz, maaşıyla, kıt kanaat geçinenlere değil elbette. Evinde birden çok televizyonu olan, her gün özel arabasıyla

işine giden, market arabasını tıka basa gereksiz şeyleler dolduran, gardırobu ağzına kadar dolu, satın alma işini bir gereksinimden çok, zevk için yapanlara sözümüz.

 
"Tüketim toplumunda yaşıyoruz. Buna, tüketim çılgınlığı desek daha doğru olacak. Gelirimizle orantılı bir şeyler satın alıp, en iyi şekilde yaşamımızı sürdürme çabası içindeyiz. Tüketmek bizi mutlu ediyor. Her geçen yıl tüketimiz artıyor, katlanıyor. Bu çılgınlık içinde, maaşlarını olduğu gibi kredi kartı borcuna yatıranlar var artık aramızda. Kredi kartına borçlanmak yetmedi, taksitlendirmeler, borç ertelemelerle tüketim daha cazip duruma getiriliyor. Bir yıllık maaşını şimdiden taksitlendirerek harcayabiliyor bazı tüketim çılgınları. Bunların hepsi tek bir şey için, Tüketim…

 
Küresel ısınmanın temel nedeninin, tüketim çılgınlığı olduğunu kaç kişi söyleyebiliyor, bir düşünün? Dahası bunun bir sistem sorunu olduğunu, bizleri daha çok tüketime yönlendirmek için reklamlarla kuşatıldığımızı, tüketimimizin yıllar içinde katlanarak arttığını, bu artışın aşırı doğal kaynak tüketiminin yanında, çevre kirliliği ve küresel ısınmayı sürekli arttırdığının ne kadar farkındayız acaba?

Bu hafta yurdumuz soğuk ve yağışlı bir havanın etkisi altında. Ancak daha düne kadar, yaz aylarındaki su gereksinimimizi nasıl karşılayacağımızı düşünüyorduk kara kara. Yağışların bu gereksinimi ne ölçüde karşılayacağı da henüz bilmiyoruz. Belki bu yılı atlattık. Peki ya gelecek yıl?

Hepimiz bir şeyler yapılmasını bekliyoruz. Küresel ısınmanın durdurulması için öncelikle enerjinin yenilenebilir (rüzgar, güneş, biokütle) kaynaklardan üretilmesini talep ediyoruz. Evet, bunlar yapılmalı, bunlar için var gücümüzle çalışmalıyız. Ama bu yeterli mi acaba? Bizlerin de gündelik alışkanlıklarımızda değişiklikler yapmamız gerekmiyor mu?

Tükettiğimiz her şey enerji kaynaklarına bağımlı. Enerji kaynakları kirli bu ülkede… Kömürle, doğalgazla üretiliyor bu enerjinin çoğu. Karbondioksit açığa çıkıyor enerji üretilirken, işte küresel ısınmanın baş suçlusu bu CO2.

 
Kirli enerjiyle üretilen her şey kirli. Üretimin her aşamasında karbondioksit açığa çıkıyor. Her karbondioksit atomu, iklim değişikliğini biraz daha körüklüyor. Satın aldığımız her ürünle, onlar üretilirken oluşan karbondioksit salınımını ve doğaya bırakılan diğer kirletici etkileri de satın alıyoruz. Onları teşvik ediyoruz.

Satın almak istediğimiz ürünler çok ucuz olabilir. Hatta yok pahasına da satılıyor olabilir. Ne kadar ucuz olursa olsun, kirletici sorumluluğu da satın alıyoruz onlarla birlikte. O çok korktuğumuz küresel ısınmanın nedeni oluyoruz. Daha çok kirletmeye, daha çok su tüketimine neden olduğumuz gibi…

ABD'de yaşayan sıradan bir vatandaşın tükettiği kadar tüm dünyada yaşayan 6,5 milyar insan tüketse ne olurdu biliyor musunuz? Dünya yetmezdi işte o zaman, dünya gibi 5 gezegene daha gereksinimiz olurdu. Bunu bir düşünün…

 

İşte tüm sorun burada. Bu kadar kıt kaynaklarla, bu kadar aşırı tüketimin dengesizliği tüm sorun. Dünya bu dengesizliğin sinyallerini veriyor. Dünyamız artık hasta, ancak ne büyük bir çelişkidir ki, bu sistem bizim daha çok tüketmemizi istiyor. Var oluşu ancak bizlerin tüketimin armasına bağlı bir sistem bu. Alternatif sistemler yaratacak olan da yine insanın kendisi…

 

Bilincimizle, dogaya yanbancılaşmış duygularımızı, hislerimizi açarak  kurtaracağız bu dünyayı.

 

Ya da kendi kazdığımız çukurda boğulup gideceğiz.

 

Düşünmeliyiz artık.

 

Satın alacağımız şey ne kadar ucuz olursa olsun;

"Bunu satın almama gerçekten gereksinimim var mı?" diye düşünmeliyiz.  Kendimizi kandırmadan, asılsız gerekçeler üretmeden düşünmeliyiz.

 

Tükettiğimiz her gereksiz harcamayı, dünyadaki diğer 6,5 milyar insanların da yapabileceği, bunu yapmaya etik olarak hakkımız olmadığını düşünmeliyiz.

 

Kullan-at ürünlerden uzak durmayı bilmeliyiz. (plastik tabak vb)

 

Çöpe attığımız birçok malzemenin aslında çöp olmadığı, geri dönüştürülebildiğini, geri dönüştürsek bile tüketim sorumluluğundan kurtulamayacağımızı  bilmeliyiz.

 

Yaşamın her alanında tasarrufu, israf etmemeyi bilmeliyiz.

 

Özel arabamızı, çok zorunda kalmadan kullanmamayı bilmeliyiz.

 

 

Aşağıda bazı üretim aşamalarında kullanılan su miktarı verilmiştir. Bu yalnızca su için. Kirletilen çevre yok daha ortada.

Birkaç bin YTL verip satın aldığımız bir tişörtü, üretmek için kaç litre su tüketildi, kaç m3 karbondioksit açığa çıktı, kaç litre kirli atıkla kirletildi dereler. Bunu artık gelin siz düşünün…

 

# 1 Varil ham petrolü rafine etmek için 7 ton su tüketiliyor
# 4 Adet otomobil lastiği üretimi için 7500 ton su tüketiliyor
# 1 Otomobil üretmek için 150 ton su tüketiliyor
# 1 Ton çelik üretmek için 240 ton su tüketiliyor
# 1 Kg kumaş için (baskısız boyasız) 120 litre su tüketiliyor
# 1 Kg kumaşı boyamak için 80 litre su tüketiliyor
# 450 Gram plastik üretmek için 90 litre su tüketiliyor
# 450 Gram pamuk ya da yün üretimi için 381 litre su tüketiliyor

 

DOĞADER