Reklam
Basından Seçtiklerimiz
Dersim Ormanları Yakılıyor, Söndürülmüyor! Yazdır e-Posta

Yöre halkı tarafından Dersim olarak bilinen Tunceli'de askeri operasyonlar sırasında atılan bombalarla başlayan orman yangınları katliam boyutuna ulaştı. En küçük orman yangınını kendine konu eden ulusal medya organları konu Dersim'deki ormanlar olunca suskun kalıyor. Bölgede çevresel çalışmalar yürüten Munzur'u Koruma Kurulu, Dersim'deki ormanların terörle mücadele nedeniyle devlet eliyle bilinçli olarak yakıldığını bu konuda ellerinde görüntü kayıtlarının bulunduğunu haber veriyor. Geçmiş yıllarda da benzer yangınların yaşandığı Dersim'de halk yangınlara karşı tepkili. Yöre halkının yangınları söndürme çabası yetkili makamlarca operasyon olduğu gerekçesiyle engelleniyor. 

Bilindiği gibi seller ve kuraklıkla her geçen yıl etkisini daha da hissettiren küresel ısınmaya karşı ormanlar büyük önem taşıyor. Havadaki karbondioksidi emerek birer karbon yutağı görevini gören ormanlar gün geçtikçe azalıyor. Türkiye iklim değişiminden en çok etkilenecek ülkeler arasında yer almasına rağmen ülkemizde ormanlara gereken önem ve değer verilmiyor. Dersim'de örneğinde olduğu gibi terörle mücadele gerekçe gösterilerek ormanlar yakılıyor. Yanan ormanlara müdahale edilmiyor. Halkın söndürme çabası engelleniyor.  

Ormanı yakmak suçtur. Geçmiş yıllarda da devlet eliyle bölgede orman yangınları çıkartıldığı konusunda çıkan söylentilere karşı hiçbir araştırma yapılmadı. Kamu vicdanı rahatlatılmadı. Bu bir yana yangınlara ilgili devlet kurumlarının müdahale ederek söndürme çalışmalarına girmemiş olaması suçu ikiye katlamaktadır. Orman yangınlarına izleyici kalınamaz. Her ne gerekçeyle olursa olsun orman yakanlar cezalandırılmalı, gereken müdahaleyi yapmayanlar hakkında soruşturma açılmalıdır.

 

DOĞADER

‘Asker yakıyor’ iddiası

12 Ağustos 2010 - Dersim'de on binlerce hektar ormanlık alan haftalardır cayır cayır yanıyor.  Yetkililere seslenen Hozat Belediye Başkanı Konak,“Bir an önce bu vahşete son verin" dedi.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.birgun.net/actuels_index.php?news_code=1281611893&year=2010&month=08&day=12

Tunceli'nin Ormanları Cayır Cayır Yanıyor

16.09.2007 - Ormanların üç helikopter tarafından ateşe verilmesi ise saniye saniye görüntülendi. 

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.pen.org.tr/tr/node/612 

Son Güncelleme: Cuma, 27 Ağustos 2010 11:45
 
GDO'lar genlerimize işliyor Yazdır e-Posta

GDO-Genetiği Değiştirilmiş gıdaların mecliste AKP'nin oylarıyla ülkemize girişini yasallaştıran son yasal düzenlemelerden sonra kurulan "sözde bilimsel komite" yaptığı beş toplantıda toplam 32 GDO'lu ürünün ithal edilerek tüketilmesini kullanılmasını onayladı.

GDO'lar konusundaki bilimsel araştırmaların çoğu GDO'yu üreten şirketlerin gizli/görünür desteğiyle yürütülerek yanıltıcı sonuçlar üretilmesine ve "sağlığa zararlı olduğu belirlenememiştir" yalanını sürdürülmesine hizmet etmesine rağmen çok az sayıda yapılan bağımsız bilimsel araştırmalar kuşkulanan gerçekleri çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.

Bu araştırmalardan sonuncusu,2010 Nisan'ında İtalya'da sonuçlandırıldı. Keçi sütünde genetiği değiştirilmiş soya genleri bulunduğu konusundaki raporlar üzerine başlatılan araştırmada, GDO'lu soya ile beslenen keçiler elde edilen sütlerde GDO'lu genlerin olduğu görüldü. Bu sütlerle beslenen çocuklarda GDO parçacıkları bulundu.

GDO'lu yemlerle beslenen hayvanlrın sütü ile beslenen çocuklardaki bu GDO'lu parçacıkların, çocukların genentik yapılarını bozarak sonu gelmez sağlık sorunlarına, genetik bozukluklara neden olma olasılığı yüksek bir gerçek olarak ortada durmaktadır. Ülkemizin ihtiyacı olamayan bu GDO'lu tohumları bizlere layık görerek yasallaştıranlara, GDO'lu ürünlerin sağlığımızı etkilemeyeceğini varsayarak ülkemize girişine izin veren sözde bilimsel komiteye ithaf olunur.

DOĞADER

GDO'lar genlerimize işler mi?

24 Ağustos 2010 - Genetiği değiştirilmiş soyadaki DNA dizilimini keçi sütlerinde de bulundu. Bu keçilerin sütünden beslenen çocuklarda da  GDO’lu DNA parçacıklarının izlerine rastlandı.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.ntvmsnbc.com/id/25125562/

GDO üretim yöntemi
http://cm.ntvmsnbc.com/dl/GDO/sema.html

Son Güncelleme: Cuma, 27 Ağustos 2010 11:19
 
Dünyadan Küresel Isınma Manzaraları Yazdır e-Posta

2010 yılı yaz mevsimini yaşadığımız şu günlerde ülkemizde ve dünyada küresel iklim değişiminin etkilerini çok daha derinden hissediyoruz.

Küresel ısınma olarakta bilinen iklim değişimi kabaca yeryüzündeki yağış dengesinin bozulması olarak açıklanıyor. Bozulan denge yağışın yeryüzüne dengeli dağılımını engelliyor. Bazı yerler aşırı yağış alırken bazı yerler kuraklıktan kıvranıyor. Aşırı tüketimin bir sonucu olarak ortaya çıkan iklim değişimi etkisini gittikçe artan oranda hissettiriyor.

Alt satırlarda basın organlarımızdan derlediğimiz haberlerde, 2010 yılının Ağustos ayının ilk 10 günü içinde dünyada yaşanan felaketler özetlenmiştir. Felaketlerin sayısı ve sıklığı gün geçtikçe artmaktadır.

Dünyanın birbirinden uzak noktalarında yaşanan bu felaketler yalnızca 10 gün içinde gerçekleşti. KÜRESEL ISINMA gerçeğini bir kez daha gözler önüne seren bu felaketler, önlem alınmazsa geleceğimizin hiç te parlak olmadığını göstermektedir.

Dünya hükümetleri fosil yakıt kullanan enerji santrallerini yenilenebilir enerji santrallerine dönüştürmediği sürece ve bizler birey olarak aşırı tüketimimize engel olmadığımız sürece bu felaketler artarak süreceğini kabul etmemiz gerekiyor. 

Ülkemizde 2010 yılı Haziran ayı sonuna kadar süren aşırı yağışların yarattığı sel ve toprak kaymaları büyük maddi kayıplara neden oldu. Aşırı yağış ve sellerden tarım alanları büyük zarar gördü. Ardından bastıran sıcaklar,  havadaki nemi görülmemiş düzeyde arttırdı. 30-35 derece sıcaklıkta 40 derece hissedilmesine neden olan havadaki nem, termometrenin 40 derecelere yaklaştığı şu günlerde sıcaklığı daha da dayanılmaz hale getiriyor. Meteoroloji uzmanları, aşırı sıcaklık ve nemin Ağustos ayına sonuna kadar süreceğini ardından ülkemizin yoğun yağış ve sellere teslim olacağı uyarısı yapıyorlar.

Vatikan büyüklüğünde 260 metrekarelik dev bir buzul Grönland'tan koptu. Dünya her geçen yıl bir önceki yıla göre daha sıcak bir yıl geçiriyor. 2010'da da bu durum değişmedi. Kömür, petrol türevleri ve doğalgaz gibi fosil yakıtların enerji amaçlı yakılmasıyla atmosferde biriken karbondioksit dünyamızı bir battaniye gibi sarıyor. Artan sıcaklık dünyada buzullların hızla erimesine ve diğer felaketlere neden oluyor.

Rusya son 130 yılın en sıcak yazını yaşıyor. Mevsim normallerine göre 24 derece olması gereken Moskova, 40 derece sıcaklarla boğuşuyor. Rusya’da aşırı sıcaklar neden olduğu orman yangınları Haziran ayından bu yana söndürülemiyor. 174 bin hektarlık alanda 769 ayrı noktada çıkan orman yangınları 53 kişinin ölmesine, 2000’den fazla evin kül olmasına neden oldu. Bataklıklardaki torf-turba yangını ile orman yangınlarının da etkisiyle Moskova haftalardır boğucu duman altında kaldı. Türkiye’de geçmişte çıkan bazı turba yangınlarının yıllarca söndürülemediği biliniyor. Yangınlar Moskova’daki normal günlük ölüm oranını %50 arttırdı. Ülkeyi asıl endişelendiren alevlerin nükleer tesisleri ve nükleer atık depolama alanların içine almış olması. Bu durum, nükleer santrallerin ne kadar büyük insanlık ayıbı ve çevre sorunu yarattığının önemli bir göstergesidir.

Pakistan 15 gündür sellerle boğuşuyor. 1600’den fazla kişinin ölümüne neden olan seller Pakistan ekonomisinin can damarı Pencap Ovasını vurdu.  Son 80 yılın en büyük sel felaketini yaşayan Pakistan’da sellerden 6 milyon kişinin etkilendiği tahmin ediliyor. BM yetkilisi; “Buradaki felaket tsunamiden, 2005 Pakistan depreminden ve Haiti depreminden daha büyük” olarak nitelendirdi.

Çin 2009 yılından bu yana aralıksız süren kuraklığın pençesinde yaşam savaşı veriyordu. 20 milyondan fazla Çinlinin içme suyu sıkıntısı çekmesine neden olan kuraklıktan 6 milyon 450 bin hektar tarım arazisi zarar gördü. Çin yetkilileri bu yıl sellerden 116 bin evin yıkıldığını, 20 milyon kişinin olumsuz etkilendiğini ve yaklaşık 1500 kişinin öldüğünü, 700 kişinin de kayıp olduğunu, toplam 40 milyon ABD doları zarar oluştuğunu açıklamışlardı. Bu açıklamaların ardından 2010 Ağustos ayından itibaren Çin’in batısında yaşanan sel ve toprak kaymalarından 110 kişinin öldüğü yüzlerce kişinin kayıp olduğu açıklandı. Couçü ilçesi, 5 metre yükseklikte çamur tabakasıyla kaplandı. Çin’i şimdi de Dianmu Tayfunu'nun vurması bekleniyor.

Hindistan'ın Cammu Keşmir eyaletinin dağlık Ladeh bölgesinde 6 Ağustos'ta bastıran kuvvetli yağmurun yol açtığı sel nedeniyle 130 kişi öldü, yaklaşık 400 kişi kayıp.

Ağustos ayının ilk haftasında yaşanan seller Almanya, Litvanya ve Çek Cumhuriyeti'nde barajları yıktı. Askeri birlikler ve kurtarma ekipleri bot ve helikopterlerle mahsur kalanları kurtarmaya çalışıyor. Mevsim normallerine göre 1.70 metre olması gereken Neiße nehrindeki su düzeyi 7,70 metre olarak ölçüldü. Yüzlerce kişi tahliye edildi. 11 kişi öldü. Yıkılan köprüler, trafiği etkileyerek kurtarma çalışmalarını zorlaştırdığı bildirildi. Elektrik, su ve gazı kesilen evlere yardım ise çok büyük güçlükle sağlanabiliyor.

DOĞADER

Sel geliyor!

10 Ağustos 2010 - Pakistan’da bin 600, Doğu Avrupa’da ise 14 kişinin hayatını kaybetmesine sebep olan aşırı yağışlar ve sel felaketinin ay sonunda Türkiye’ye de gelmesi bekleniyor.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.haberturk.com/yasam/haber/540700-sel-geliyor

Felaketler tesadüf mü?

12 Ağustos 2010 - Kuzey Kutbu'ndan kopan dev buzul, Rusya'yı kavuran yaz, Pakistan'a on yılların felaketini yaşatan sel, bütün bu afetlerin arka arkaya gelmesi tesadüf mü? Felaketleri "Küresel ısınmaya" bağlamakta genelde çekimser davranan uzmanlar, bu kez daha net konuşuyor. "Küresel ısınmanın böyle sonuçları olur, demiştik, dediğimiz gibi de oldu" diyor.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.cnnturk.com/2010/bilim.teknoloji/kuresel.%C4%B1sinma/08/12/felaketler.tesaduf.mu/586516.0/

Buzdan yeni bir ülke!

8 Ağustos 2010 - Kutup'ta Vatikan, Liechtenstein ve Maldivler gibi ülkelerden büyük kütle oluştu.

Haberi okumak için tıklayın.
http://haber.gazetevatan.com/buzdan-yeni-bir-ulke/321943/30/Dunya

Rusya'da görüş uzaklığı 50 metreye düştü

10 Ağustos 2010 - Son 130 yılın en aşırı sıcaklarının görüldüğü Rusya'da, bir türlü söndürülemeyen orman yangınları nedeniyle yayılan dumanın etkisiyle Moskova'da görüş uzaklığı 50 metreye kadar düştü.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.cnnturk.com/2010/dunya/08/10/rusyada.gorus.uzakligi.50.metreye.dustu/586202.0/

Rusya’da alevler radyoaktif bölgeye sıçradı

11 Ağustos 2010 - Önlenemeyen orman yangınları, 1986 yılındaki Çernobil nükleer faciasından etkilenen Bryansk bölgesine de sıçradı. Radyoaktif maddelerin dumanla gökyüzüne yayılmasından endişe ediliyor. Moskova'da yaşayanlar perişan.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.dw-world.de/dw/article/0,,5890213,00.html

Rusya'da Nükleer Endişe

10 Ağustos 2010 - Orman yangınlarının sürdüğü Rusya'da, alevlerin nükleer tesis ve radyoaktif madde bulunan yerlere ulaşması olasılığı endişelere yol açıyor. Rusya'daki orman yangınları, pek çok kentte Rus halkının hayatını adeta bir kâbusa çevirdi.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.haberler.com/rusya-da-nukleer-endise-2187112-haberi/

Çin'de selden, 116 bin ev yıkıldı

11 Ağustos 2010 - Couçü'de 5 kilometre uzunluğundaki ve 300 metre genişliğindeki bir alanı 5 metre derinliğinde 2 milyon metreküp çamur ve kaya ile dolduran toprak kaymalarında 6 katlı bir bina ortadan ayrıldı.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.haberturk.com/dunya/haber/541058-cinde-selden-116-bin-ev-yikildi

Doğanın ölümü

10 Ağustos 2010 - Çin'den kuraklık görüntüleri

Fotoğrafları görüntülemek için tıklayın.
http://www.internethaber.com/doganin-olumu-foto-galerisi-6408.htm

El Cezire: Pakistan ve Çin’de can kaybı artıyor

10 Ağustos 2010 - Pakistan’ın Swat Vadisi’nde yaşanan toprak kaymaları, son yüzyılın neredeyse en büyük felaketinden etkilenen 15 milyon kişiye yönelik kurtarma çalışmalarına büyük darbe vurdu.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.hurriyet.com.tr/planet/15521433.asp?gid=286

Orta Avrupa'da sel 15 can aldı

9 Ağustos 2010 - Orta Avrupa ülkelerinde şiddetli yağış en az 15 kişinin ölümüne yol açtı, binlerce kişi evlerini terk etti.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/15516021.asp?gid=373

Son Güncelleme: Perşembe, 19 Ağustos 2010 08:45
 
GDO'lu Ürünler Serbest, İnsanlar Esir Yazdır e-Posta
"Petrolü kontrol ederseniz ülkeleri yönetirsiniz,
gıdayı kontrol ederseniz insanları yönetirsiniz"

Henry Kissinger
 

Küresel kapitalizmin gizli efendilerinden olan bir zamanlar ABD Dışişleri Bakanlığı da yapmış, 3. dünya ülkeleri ve Türkiye'deki askeri ve sivil darbe koşullarının hazırlayıcısı ve planlayıcısı olarak bilinen Henry Kissinger, insanı denetim altına alma yolunu çok önceleri çizmişti. 

GDO-Genetiği Değiştirilmiş Organizma olarak adlandırılan ucube tohumlar, küresel kapitalizmin insanı denetim altına alma amacına hizmet etmesi için geliştirildi.

GDO'lu kısır tohumlara ülkemizin ihtiyacı yoktu. SAĞLIK ve CİNSEL İŞLEV BOZUKLUKLARI da yaptığı deneylerle kanıtlanan GDO'lu gıdalar, AKP Hükümeti'nin son iki yılda çıkartığı yasa ve yönetmeliklerle yasalaştırıldı. Bu amaçla GDO'ları denetlemek için sözde bilimsel bir komite oluşturuldu. 

Sözde Bilimsel Komite, kurulduğu günden 31 Temmuz 2010'a kadar yaptığı 4 toplantıda toplam 25 GDO'lu ürünün ithalatı ve gıda üretiminde kullanılmasına izin verdi. Oysa ki Bakanlık, Ekim 2009'da çıkarttığı ilgili yönetmelik için "GDO'lu gıdaların ülkemize girişine engel olacağı" şeklinde kendini savunuyordu.

GDO'lu gıdaların ülkemize girişine izin veren Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na bağlı SÖZDE BİLİMSEL KOMİTE, bu ülke insanının geleceğini ve gıda egemenliğini ulus ötesi şirketlerin tekelinde terk etmiştir.

Bu ülkenin GDO'lu kısır tohumlara ve GDO'lu tohumlarla üretilmiş gıdalara gereksinimi yoktur. Bu konu uluslararası kapitalizmin bir oyunudur. Halklarımız önceden planlanan bu oyunun figüranı durumuna düşüren bu uygulamaları yaratanları kınıyoruz. 

DOĞADER

GDO'lu 25 ürün Türkiye'de

30 Temmuz 2010 - Daha önce sadece GDO’lu mısır ve soyaya izin veren Bilimsel Komite, aldığı son kararla GDO’lu şekerpancarı, maya, patates, pamuk, bakteri biyokütlesi ve kolzanın da ithalatına izin verdi.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.hurriyet.com.tr/yasasinhayat/15452264.asp

GDO'lar la ilgili diğer ilgi çekici bilgiler

Bill Gates, Rockefeller ve GDO devleri bizim bilmediğimiz bir şeyler biliyorlar.
http://www.dogader.org/index.php/bilgi/335-tohumu-kontrol-eden-insanlari-da-kontrol-eder

GDO’lu Yalanlar
http://www.dogader.org/index.php/bilgi/215-genetigi-degistirilmis-yalanlar

Son Güncelleme: Cumartesi, 31 Temmuz 2010 20:25
 
Bu bir katliam ! Bu bir cinayet !! 3. Köprü Çözüm Değil Yazdır e-Posta

Orman Bakanlığı için hazırlanan resmî bir rapora göre, 3. köprü projesi kapsamında İstanbul'da kesilen ve kesilecek toplam ağaç sayısı 2,5 milyonun üzerinde. Kesilmeyi bekleyen ağaç sayısı 1,6 milyon.  Yok olacak toplam ormanlık alan 16 milyon metrekare...

Bu bir katliam !

Bu bir cinayet !!

imza kampanyası için :
http://www.ipetitions.com/petition/2milyonistanbullu/

Son Güncelleme: Çarşamba, 16 Haziran 2010 19:16
 
Zehir solunan yaşam: Aliağa Yazdır e-Posta

Aliağa'da bulunan 5 demir çelik tesisi ölüm kusuyor2009 yılı DOĞADER'in çalışma takviminde Mustafakemalpaşa ilçemize kurulmak istenen MARZİNC adlı Baca Tozu ve Tufal Geri Dönüşüm Tesisine karşı çalışmalar önemli bir yer tutuyordu. 2009 yaz mevsimi boyunca Mustafakemalpaşa'da tesisin kurulması düşünülen bölgeye yakın 6 köyde ve komşu ilçe Susurluk'ta düzenlenen panellerde (çalışmayı destekleyen diğer kurumlarla birlikte) tesisin ne getirip ne götüreceği konusunda açıklayıcı bilgiler verdik.

Baca tozu içinde bulunan kadmiyum ve kurşun gibi elementler ile yakma sırasında ortaya çıkan dioksin ve furan gibi zehirli maddeler fabrikanın çevresindeki canlı yaşamı ile tarımsal üretimi için büyük risk oluşturuyordu. Yapılan bilgilendirmelerin bir sonucu olarak köy muhtarları ÇED Raporu aleyhine dava açtı ve Bursa 1. İdare Mahkemesi, "ÇED Olumlu" kararının yürütmesini durdurdu.

Tahir Öngür, Jeoloji Yüksek Mühendisi olarak tanınmış bir çevreci kimliğiyle, Mustafakemalpaşa'nın başına musallat olan bu tesisin hammaddesi olan baca tozlarının oluştuğu demir çelik fabrikaların yoğun olarak bulunduğu Aliağa'yı inceledi. Yazısında Aliağa halkının çektiği sıkıntılar, havada sınır değerleri binlerce kat aşan kirletici ve zehirli maddeler yer alıyor.

2001-2010 yılları arasında demir çelik üretimini %90 arttıran Türkiye, bu alanda birçok gelişmiş ülkeyi arkasına alarak dünya sıralamasında 9. sıraya yükseldi. 13. İspanya, 14. Fransa ve 17. sırada İngiltere'nin bulunduğu demir çelik liginde Türkiye'nin üst sıralarda yer alması oldukça düşündürücüdür.

Başta gelişmiş ülkeler olmak üzere pek çok ülke artık kirletici niteliği yüksek tesisleri ya kaldırıyor yada bu tesislerin başka ülkelere taşınmasına aracılık ediyor. Türkiye'de bu kirletici niteliği yüksek tesisilerin son durak yerleri arasında yer alıyor.

2010 yılı Türkiye'sinde Aliağa ilçesindeki ibretlik gerçekleri Jeoloji Yüksek Mühendisi Tahir Öngür'ün sunumuyla haber başlığını altındaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

DOĞADER

Bir Kıyı Kolonisi mi Burası?

20 Mayıs 2010 - Burası Aliağa.

Haberi okumak için tıklayın.
http://haber.sol.org.tr/yazarlar/tahir-ongur/bir-kiyi-kolonisi-mi-burasi-28523

Son Güncelleme: Pazartesi, 21 Haziran 2010 14:37
 
Devlet - Sermaye İşbirliği - Altın Lobisi Kazandı Yazdır e-Posta

Maden Kanunu, ulus ötesi maden tekelleri ve onların yerli işbirlikçilerinin talepleri doğrultusunda 2004 yılında değiştirildi. 1. AKP Hükümeti döneminde gerçekleştirilen bu değişiklikle kanun, koruma niteliğinden vazgeçilerek yeniden düzenlendi. Tarım ve doğal alanlarımız maden ocağı haline getirilerek ormanlarımız ve yaşam alanlarımız maden ocaklarıyla ve o ocaklara ulaşan yollarla katledildi.

Tüm bu olumsuzluklara karşı Anayasa Mahkemesi'nde açılan dava 4,5 yıl sonra Ocak 2009'da karara bağlanabildi. Anayasa Mahkemesi, koruma altındaki doğal ve tarım alanları üzerinde maden arama ve işletilmesine izin veren maddesini iptal etti. 

Anayasa Mahkemesi'nin bu iptal kararı ardından 2004'ten sonra açılmış binlerce maden ve taş ocağı yasadışı duruma düştü. AKP Hükümeti, yürütme  görevini yerine getirerek bu maden ocaklarını kapatması gerekiyordu. Ancak diğer pek çok örnekte olduğu gibi bu konuda da işler olması gerektiği gibi yürümedi.

Anayasa Mahkemesi, yapılan yanlışlığı düzeltmişti. Ancak AKP Hükümeti, birçok örneği bulunan hukuk tanımaz çalışmalarını sürdürdü. Anayasa Mahkemesi'nin iptal ettiği maddeleri farklı tanımlamalarla yeniden yasalaştırmak için meclisin ilgili komisyonlarına gönderdi. Maden Kanunu Değişiklik Tasarısı, ana muhalefetin karşı duruşuna rağmen komisyonlardan geçti. Şimdi meclise geleceği günü bekliyor. 

Bu ülke halklarına, toprağına ve geleceğine hizmet etmeyen, ihanet yasalarının bir örneği olan Maden Kanunu'ndaki son değişiklikler yasalaşmak üzeredir. Devlet üç temel erkten oluşur. Yasama, Yürütme ve Yargı. Üçü de bir birinden bağımsız olması gereken bu kurumlar, birbirlerini zedeleyici tutum içinde olamazlar. Ancak AKP Hükümeti, meclisteki oy çokluğunu elinde bulundurarak elde ettiği yasama gücünü, yürütme erkiyle birleştirerek yargı kararlarını tanımaz bir çeşit tiranlığa dönüşmüş durumdadır. Bu tutum demokratik ülkelerde olmayan diktatör devletlerin tutumudur. Biz DOĞADER olarak AKP Hükümetini uyarıyor ve yargı kararlarını yok sayan çalışmaları durdurmaya davet ediyoruz.

DOĞADER 

Altın lobisi kazandı, Kaz Dağları madenlere açılıyor

27 Mayıs 2010 - Meclis Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda benimsenen Maden Kanunu Tasarısı ile Kaz Dağlarında maden arama izni alan, ancak Zeytin Yasası'na takılan aralarında Koza şirketi, ve Kanada, ABD ve Hollanda şirketlerinin bulunduğu 80 şirketin önü açılıyor.

Haberi okumak için tıklayın.
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&Date=27.5.2010&ArticleID=999142&CategoryID=85

Son Güncelleme: Pazartesi, 21 Haziran 2010 14:38
 
«BaşlatÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 1 > 14