| Çevre(yi Talan) ve Şehircilik Bakanlığı - 648 Sayılı Kararname |
|
|
|
17 Eylül 2011 Basın ve Kamuoyuna;
17 Ağustos 2011 ise AKP Hükümeti’nin, suyu, havayı, toprağı, ormanı, sulak alanları, milli parkları, doğal sit alanları ve daha onlarca korunan doğal alanı kar etmek için yaşam alanlarını yok etmekten çekinmeyen kapitalizmin, sermayenin, piyasaların sınırsız talanına açtığı bir milat olarak akıllarda yer alacak. AKP Hükümeti, ilkesel olarak bir araya hiçbir zaman gelmemesi gereken “çevre” ve “şehircilik” gibi iki kavramı, bir bakanlık altında toplayarak Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) bu ucube bakanlığın görev ve sorumluklarını belirledi. Yeni kurulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı için Hükümetin çıkardığı 648 sayılı Kararname Bu Kararnamenin en can alıcı noktası, illerde bulunan Koruma Kurulları’nı ortadan kaldırarak Doğal Sit, Milli Park, Tabiat Parkı, Sulak Alan gibi koruma altındaki doğal alanların üzerine “gözden geçirme” kavramını yüklemesi oldu. Anımsanacağı gibi AKP Hükümeti, 2010 yılı içersinde adı ve içeriği uyumsuz “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı”nı gündeme getirmişti. Doğal alanların niteliğini sorgulama kavramı taşıyan bu kanun tasarısı biz yaşam savunucularının sergilediği ciddi karşı duruş ile kanun niteliğine dönüştürememişti. AKP Hükümeti, devletin koruması altındaki doğal alanların enerji, maden ve turizm yatırımların gerçekleşmesinde engel olarak görüyordu. Hükümet, 2010 yılında gerçekleştiremediği hamlesini bir yıl sonra demokratik olmayan bir yolla, meclisi de aradan çıkartarak, KHK ile gerçekleştirdi. Suyu, havayı, toprağı, gıdayı, doğal olan her şeyi finansal bir değişim değeri aracına dönüştürerek yok edilmesine aracı olmaktan çekinmeyen AKP Hükümeti, doğal alanlar üzerine son ve öldürücü darbesini 648 sayılı Kararname ile vurdu. İllerde bulunan Koruma Kurulları kaldırıldı, 1266 Doğal Sit Alanı, “niteliği 6 ay içinde yeniden değerlendirilmek üzere” Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na devredildi. Koruma altındaki diğer alanlar, Milli Parklar, Tabiat Parkları, sulak alanlar, su havzaları aynı değerlendirmeden payını alacak. Kararname’nin yayınlanmasından sonra Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’ne atanan Ahmet Özyanık verdiği ilk demeçte 648 sayılı KHK ile yapılan düzenlemenin amacını açık biçimde dile getirdi. Genel Müdür Özyanık, koruma alanlarının artık tek bir elden yürütüleceğini, “yatırımların ve şehirleşmenin önündeki engelin bu şekilde kaldırılacağını” bildirmektedir. AKP Hükümeti, yasalara aykırı da olsa bu güne kadar yüzlerce Milli Park ve Doğal Sit Alanı üzerinde enerji, maden, turizm yatırımlarına izin vermişti. Yaşam alanları üzerindeki yok oluşa daha fazla izleyici kalamayan yereldeki onlarca dernek ve platform aracılığıyla açılan davalarda, bu yatırımların uygulama alanlarının Doğal SİT Alanı niteliğini taşıdığı için mahkemelerden iptal kararları çıkmaktaydı. AKP Hükümeti, yatırımlara engel gördüğü koruma altındaki doğal alanları artık Çevre ve Şehircilik Bakanlığı aracılığıyla dilediği gibi düzenleyebilecek. Doğa koruma niteliklerini yok eden uygulamalara karşı dava açılsa bile Bakanlık koruma niteliğini kaldırarak mahkeme kararını geçersiz kılabilecek. Yatırım yapılacak alan daha planlama aşamasındayken doğal koruma niteliği kaldırılabilecek. Biz DOĞADER olarak diyoruz ki, 648 sayılı KHK ile ülkemizin altı oyulmuş, bu güne kadar korunabilmiş doğal alanları yok ederek ucu insana kadar uzanacak bir yok oluşa zemin hazırlanmıştır. Bu KHK, kirletici tesislere, HES'lere, maden şirketlerine, doğaya ve tarıma yönelik her türlü yıkıma karşı toprağını vatanı olarak savunan yöre halkının hukuksal savunma gücünü elinden alan, çaresiz kalan köylüleri ve yaşam savunucularını militanlaştırma Kararnamesidir. DOĞADER üyelerinin etkin katılımından aldığı güçle, giderek özüne dönerek vahşileşen kapitalizme, onun bu yönelişine çanak tutan bugünün ve yarının siyasi iktidarlarına karşı, doğayı, havayı, suyu, ormanı ve yaşamı savunmayı, doğaya uyumlu eşit ve paylaşımcı bir gelecek için talancılara karşı her yerde her koşulda mücadeleyi yılmadan sürdürecektir. DOĞADER http://www.facebook.com/topic.php?uid=5229989563&topic=18494
|



17 Ağustos 1999, depremle birlikte gelen acının, devletin devlet olamayıp, denetimsiz üretilmesine göz yumduğu binalar altında kalan on binlerce çığlığın yıkıntılara gömüldüğü tarih olarak akıllara yerleşmişti.