| AKP'den Doğaya Son ve Öldürücü Darbe |
|
|
|
27 Ekim 2010 AKP Hükümeti, doğaya, çevreye, tarıma ve koruma altındaki tüm alanlara son, kapsamlı ve öldürücü darbeyi vurmaya hazırlanıyor. Hükümetin, ulusötesi sermaye ve onların yerli işbirlikçileri güdümünde hazırladığı "Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliği Koruma Kanunu" tasarısı 25 Ekim 2010 tarihinde görüşülmek üzere TBMM'inde gönderdi. Bu yasa tasarısı adalete saldırıdır. DOĞADER gibi "yaşam savunucuları" tarafından· doğa katliamına karşı mahkemeler açarak kazanılan yaşam mücadelelerini ve davaları engellemek için hazırlanmıştır. Bu tasarı, daha önce Cargill örneğinde olduğu gibi, yasa dışı olanı, talanı ve vahşi kapitalizmi yasallaştırma girişimidir. Bu tasarı, kirletici tesislere, HES'lere, maden şirketlerine, doğaya ve tarıma yönelik her türlü yıkıma karşı toprağını vatanı olarak savunan yöre halkını, köylüleri, yaşam savunucularını militanlaştırma yasasıdır. Çevre ve Orman Bakanlığı, hazırladığı bu kanunla daha önce birçok örneği olan varlık nedenine ihanet eden çalışmalarına bir yenisini eklemiştir. Yürüttüğü çalışmalara bakıldığında Çevre ve Orman Bakanlığı, "Sermaye - Kamu" ortaklığına dönüştürülmüştür. Bir başka söylemle, "AKP - Sermaye" ortaklığı artık herkesin gözü önündedir. Milli Parklar ve Doğal Sitler yürürlükten kalkıyor. Tasarı yürürlükteki bütün kanunlardan "Doğal Sit" kavramını kaldırıyor. Bu güne kadar Koruma Kurulları'nın ilan ettiği bütün "Milli Parklar" ve "Doğal Sit Alanları" hükümetle kol kola girmiş kapitalizmin kirli amaçlarına terk ediliyor. Çevre ve Orman Bakanlığı,'nın "Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliği Koruma Kanunu" adıyla hazırlayarak meclise gönderdiği kanun tasarısı, diğer kanunlardaki doğa ve çevre koruma alanındaki tüm kavramları kaldırarak kendine bağlı kurumlar üzerine topluyor. İllerde bulunan Koruma Kurulları’nın “doğal miras”la ilgilenmelerine son vermek amacıyla “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu”ndaki tüm “tabiat” sözcükleri ve bu deyimin yer aldığı tüm kurum isimleri iptal ediliyor. AKP Hükümeti, bugüne kadar yaptığı gibi meclisin, muhalefetin, medyanın ve dolayısıyla halkın dikkatini, türban gibi, Ergenekon, Balyoz davaları gibi konular ile oyalıyor. Diğer yandan, ülke için temel nitelik olan yasaları kamuoyuna ulaşmasına fırsat vermeden elinde bulundurduğu meclis çoğunluğu ile sermaye güdümündeki kendi amaçları doğrultusunda yasalaştırıyor. "Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliği Koruma Kanunu Tasarısı" gibi adı ve içeriği birbiriyle uyuşmayan yeni ve değiştirilmiş yasalar ile koruma niteliğindeki maddeler bir bir temizleniyor. Getirilen yasa tasarısı ile yapılaşma ve sanayileşme riski altındaki bir orman yada bir doğal alanların, illerdeki koruma kurulları tarafından "Doğal Sit Alanı" ilan edilerek koruma niteliği yükseltilmesinin önüne geçiliyor. Yüzölçümüne oranla dünyada %6, AB ülkelerinde %11,5, Türkiye'de ise yalnızca %1 olan Milli Parklar kaldırılıyor. Oysa tüm dünyada milli parklar, kendi doğallığına bırakılan alanlar olarak algılanıyor. Üzerinde insan etkinlikleri ciddi ölçüde sınırlandırılıyor. “Özel çevre koruma” ve “doğal sit” uygulamaları “orman mevzuatı yeterlidir” savıyla geçersiz kılınıyor. Oysa orman mevzuatı, özellikle son değişikliklerden sonra, imar talanına ve yatırım işgaline karşı ormanları adeta korumasız bırakan hükümleriyle, çevre için güvence değil risk yaratıyor. “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun adı ‘Kültür Varlıklarını Koruma Kanunu’ olarak değiştirilerek yalnızca kültürel değerlerle ilgilenen niteliğe indirgeniyor. Tasarı ile, kanunlardaki “sit” , “tabiat”, “tabiat mirası”, “anıt ağaç” vb. gibi doğayla ilgili tüm deyimleri adeta “ayıklayarak” kaldırılıyor. Karar yetkisi, illerde Çevre ve Orman Bakanlığı güdümündeki “Mahalli Biyolojik Çeşitlilik Komisyonu”na bırakılıyor. Valinin başkanlık yapacağı, üyelerin çoğunluğunu ilgili bakanlıkların memurların yer aldığı mahalli komisyonlar oluşturuluyor. Böylece, mevcut Koruma Kurulları’ndaki “özerk” yapılanma, siyasete, yönetime, hükümete “bağımlı” kurullara dönüştürülüyor. “Danışma” niteliğinde çalışacak “Tabiatı Koruma Bilim Komitesi”, iktidar tarafından atanmış akademisyenlerden oluşacak. Tasarı bu haliyle yasalaşması durumunda, bugüne dek “doğal sit” olarak imar yağmasına karşı korunan alanlar, sermaye güdümündeki siyasi bürokrasiye teslim edilerek talan projelerine zemin hazırlayacak. Su havzaları, orman ve meralar, hazine arazileri, kar etmek için gözünü kırpmadan doğal alanları yok etmekten çekinmeyen sermeyenin ve onun işbirlikçilerinin kirli ellerine devredilecek. Hazırlanan taslağa göre, şirketlere silahlı özel birlik kurma hakkı tanınarak yöre halkıyla olası çatışmalara yasal zemin oluşturulmuştur. DOĞADER, giderek özüne dönerek vahşileşen kapitalizmin ve onun bu yönelişine çanak tutan bugünün ve yarının siyasi iktidarlarına karşı, doğayı, havayı, suyu, ormanı ve yaşamı savunmayı, talancılara karşı var gücüyle mücadele etmeyi aynı kararlılıkla sürdürecektir. Sizlerle daha güçlü olacağız. "Gelin mücadelemize siz de güç verin." DOĞADER Kanun tasarısını indirmek için tıklayın. 5 Haziran 2009 Dünya Çevre Günü için DOĞADER'in hazırlayıp yayınladığı "Türkiye'nin Çevre Raporu" duyurumuzda, 2003'ten 2009'a kadar kanunlarda yapılan değişikliklerle doğal ve tarım alanlarındaki koruma niteliklerinin nasıl yok edildiği gözler önüne seriliyor.
|



