| Burcun köylüleri geleceğini oyladı |
|
|
|
18 Aralık 2008 Basına ve Kamuoyuna, Bursa Yenişehir ilçesine bağlı Burcun köyünde yapılması planlanan Akros Çimento AŞ ye ait çimento fabrikası ÇED-Çevre Etki Değerlendirme Raporu "Halkı Bilgilendirme" toplantısı, 16 Aralık 2008 günü Burcun köyünde yapıldı. DOĞADER toplantıya 6 kişilik ekiple katıldı. Burcun köyünde yapılması planlanan çimento fabrikası için gerekli izinlerin alınması sürecinde yaşanan bazı ilginç olaylar basına yansımıştı. Toprak Kuruma Kurulu'nun çimento fabrikası için daha önce iki kez red yanıtı vermesi ardından, Bursa Valiliği kanalıyla üçüncü kez kurulun gündemine getirildi. Bu süre içinde kurulun iki kamu üyesi değiştirildi ve yapılan oylamada 6 kamu üyesinin oylarıyla planın kabul edilmesi dikkatlerin konu üzerine çekmişti. Bu sürecin ardından fabrikayı kuracak şirket yöredeki köylerde toplantılar düzenlemiş ve köylüyü iş umuduyla yanına çekmeyi başarmıştı. Burada üzerinde durulması gereken asıl konu, ülkemizde uygulanan IMF ve Dünya Bankası güdümündeki politikaların, çiftçi üzerine olan yıkıcı etkisidir. Yıllardır devletin taban fiyatının maliyetin altında belirlenmesi ile beraberinde tüccarın taban fiyatı baz alarak fiyat biçmesi sonucu çiftçi yoksullaştırılmış ve borç batağı içinde bırakılmıştır. Malının para etmediğini gören çiftçi, tarımı terk etmeye, iş bulmak umuduyla atalarından kalan toprağı satmaya ve işçi olarak çalışmaya razı duruma getirilmeye çalışılmaktadır.
Oysa IMF ve DB aracılığıyla iş başındaki iktidarlara akıl veren gelişmiş ülkeler, tarım ve hayvancılığı hiçbir zaman destekten yoksun bırakmamışlardır. Her geçen gün yıkıcı etkisi daha da hızlanan küresel ısınma ile yakın bir gelecekte yaşanacak susuzluk ve kuraklık, tarım ve hayvancılığın bir ülkenin en değerli varlığı yapacaktır. Bu bilindiği halde uygulanan işbirlikçi politikalar, bu ülkeye düşmanın yapmadığı kötülüğü yapmıştır. Burcun köyünden farklı olarak, ülkemizin dört bir yanındaki köylerde kurulması planlanan onlarca çimento fabrikasına karşı gösterdiği tepki, basının sürekli gündemindedir. İçinde bulundukları onca güçlüğe karşı son bir umut olarak topraklarını korumaya çalışan cefakar köylülerimizin, çevre ve doğaya gönül vermiş yaşam savunucularıyla birlikte gösterdikleri tepkiler takdir edilecek düzeydedir. Ülkemizde çimento fabrikalarının çığ gibi artmasının temelinde 2004 yılında değiştirilen Maden Yasası yatmaktadır. Uluslararası maden tekellerinin güdümünde hazırlanan bu yasa, Çanakkale Kaz Dağlarındaki altın aramaları sırasında ülke gündeminde yoğun olarak işlenmişti. Tarım alanı, doğal alan demeden, ülkemizin hemen her noktasını maden arama şirketlerinin insafına terk eden Maden Yasası, taş, mermer ve toprak ocaklarının maden niteliği kazandırılmıştır. Bu sürecin sonunda ülke genelinde yüzlerce ocak açılmış ve halen açılmaya devam etmektedir. Ülke genelinde son on yılda çimento üretimi %60 artmış olmasına karşın çimento sanayindeki istihdam %10 artmıştır. Ülkemizde yıllık 50.000 tonunu üzerinde gerçekleştirilen çimento üretiminin %20'si ihraç edilmektedir. Diğer ülkelerin tersine çimento üretiminde çevre vergisi alınmadığı ülkemizde, bu üretimin çevreye zararı çığ gibi büyümektedir. Çimento fabrikalarında kömür, ithal kaynaklardan ve çoğunlukla Rusya üzerinden sağlanmaktadır. Ülkemizden gerçekleştirilen çimento ihracatının en büyük pazarının da Rusya olması akıllarda bazı karışıklıklara neden olmaktadır. Rusya'nın kendi çimentosunu neden üretmediği üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Rusya gibi ABD ve AB ülkelerinde çimento üretmekten çok ithal etmeyi uygun bulmaktadır. Konunun özü, çimento üretiminin getirdiği çevre sorunlarıyla birlikte yoğun enerji kaynaklı bir sektör olmasıdır. Yabancı ülkelerin son yıllarda çevreci yaklaşımlarla çıkarttıkları yasalar, o ülkelerde çimento üretiminden çok ithalatın daha karlı duruma getirmiştir. Bu yasaları çıkartan yalnızca tuzu kuru gelişmiş ülkeler değildir. Mısır, sınırlı olanaklarına rağmen çimento üretimine önce çeşitli vergiler getirmiş ve ardından Ağustos 2008'de çimento ihracatını yasaklamıştır. 9 milyon ton gibi çok yüksek oranda çimento ihracatı yapan Mısır'ın, bu kararı almasının temelinde yine çimento üretiminin çevreye verdiği büyük yıkım yatmaktadır. 1 ton çimento üretiminde ~1 ton (0,94 ton) karbondioksit açığa çıkmaktadır. Küresel ısınmanın temel nedeninin karbondioksit olduğu bilinmektedir. Yabancı ülkelerin çimento üretimine sınırlama getirmesinin temelinde aşırı karbon salımı yatmaktadır. Dünya genelinde tüketilen enerjinin %5'i (ülkemizde %15) tek başına çimento sektörü tarafından gerçekleştirilmektedir. Dünyada başka hiçbir sektör bu yoğunlukta enerji tüketmemektedir. Bu nedenle açılan her çimento fabrikası küresel ısınmayı önemli düzeyde arttırmaktadır. Çimento üretiminde önemli diğer bir konu, sanayide üretilen tehlikeli atıklar için yakma tesisi olarak kullanılmasıdır. Çimento üreticileri maliyetin en önemli kalemi olan yakıtı, ucuza ve hatta bedavaya getirmek için, tehlikeli kimyasal atıklar yakmaktadır. Tehlikeli atıkların yakılmasıyla zehirli gazlar ve KOK-Kalıcı Organik Kirleticiler havaya oradan su ve toprağa karışarak besin yoluyla insan bedenine girmektedirler. Yağ dokularda biriken ve bedene girdikten sonra dışarı atılamayan KOK lar kanser dahil birçok hastalığa, çocuklarda zeka geriliğine, tiroit hormonu azalmasına, hiperaktiviteye ve daha birçok sayamadığımız hastalığa neden olmaktadır. Çimento üretiminde açığa çıkan toz ve partiküller, fabrika çevresindeki yöre halkında ciddi solunum yolları hastalıklarına neden olmaktadır. Rinit, kronik bronşit, astım, kalp ritim bozukluğu bu gibi yörelerde yaşayan halkın temel sorunu durumuna gelmektedir. Çıkan toz, yörede yetişen bitki ve tarımsal ürünler üzerinde zarara neden olmakta, büyük ölçüde verim kaybı ile toprak niteliğinin bozulması gibi geri dönüşü olmayan sorunlara yol açmaktadır. Tüm yukarda anlatılanlar bilindiği halde, ülke yönetimini elinde bulunduran AKP iktidarı, bu sorunları gözardı edip ülkeyi gittikçe daha derin bir karanlığın içine sürüklemektedir. Muğla Yatağan ilçesi Deştin köylüleri arazisi üzerine kurulacak ADOÇİM çimento fabrikasına karşı açtıkları davada mahkemenin verdiği yürütmeyi durdurma kararı halen uygulanmamıştır. Biz DOĞADER olarak diyoruz ki, AKP iktidarı derhal;
Biz DOĞADER olarak bu güne kadar olduğu gibi bundan sonra da, doğayla uyumlu, eşit ve paylaşımcı yaşamı örgütlemeyi sürdüreceğiz. Sürecin takipçisi ve yaşamın savunucuları olacağız. Bu amaç için bu güne kadar hiçbir ticari ve siyasi yapı ile işbirliği içine girmedik ve bundan sonrada girmeyeceğiz. DOĞADER’in temel ilkesi olan bağımsızlığı ve her canlı için yaşamı savunma ilkesini sonuna kadar savunmayı sürdüreceğiz. DOĞADER
|


